Avrupa’nın Sonbaharı – Metin Bulut

Avrupa’da sonbahar sert başladı. Berlin’de liseliler zorunlu askerliğe karşı sokakta. Paris’te liseliler okullarında blokaj eylemleri yapıyor. Madrid’de binlerce insan, 87 yaşındaki Maricarmen’i otuz yılı aşkın süredir yaşadığı evden çıkartılmasına karşı sokaklarda. 

Aynı Avrupa gençleri savaşa hazırlıyor, eğitimden, sosyal haklardan ve emeklilikten kesilecek milyarları hesaplıyor. Bir tarafta silahlanma bütçeleri büyüyor diğer tarafta kemer sıkma politikaları hayata geçiyor. 

Berlin, Paris ve Madrid’de patlayan çatışmaların konusu başka başka görünse bile burjuvazi, kapitalizminin yapısal krizlerinin bedelini işçi sınıfına ve halka ödetme isteğiyle aynılaşıyor. Üç ülkede de işçi sınıfının ve emekçilerin kazanılmış haklarına saldırılırken devletlerin askeri, kapitalist-emperyalist programları hayat buluyor.  

Almanya 
 
25 Eylül’de 100’den fazla kentte 45 bini aşkın öğrenci zorunlu askerlik ve askeri muayenelere karşı dersleri boykot etti. Bu, bir yıl içinde gerçekleştirilen dördüncü ülke çapındaki okul greviydi. 

Alman komünist hareketi içinde yapılan değerlendirmelerde askerlik meselesi silahlanmadan ayrı ele alınmıyor. Ordunun büyütülmesi yalnız daha fazla silah ve askeri harcama demek değil, o orduya insan da gerekiyor. Zorunlu askerlik tartışmasının gençlerin karşısına çıktığı yer burası. 
 
Sınıfa karşı sınıf sitesinin yaptığı röportajda “Zorunlu askerliğe karşı okul grevlerine neden katılıyorsunuz?” sorusuna bir liseli şöyle cevap veriyor: Almanya’nın yeniden silahlanmanın giderek artan ilerlemesi yoluyla askeri bir dünya gücüne yükselişi, yalnızca dünya çapındaki işçiler için bir tehlike değil, aynı zamanda Almanya’daki gençlerin yaşamları için de gerçekçi bir tehlikedir. Genel olarak Alman devletinin yeniden silahlanmasına ve sosyal kesintilerine karşı gösteri yapmak önemlidir. Ayrıca hayatımın devletin silahı olarak kullanılmasına karşı artık sokaklara çıkmak kişisel olarak benim için önemli. Üstelik şu anda bu hareketin önemli ölçüde genişlemesi için en büyük potansiyeli görüyorum.1 

Aynı dönemde işçi sınıfının gündeminde sosyal harcamalardaki kesintiler, daha uzun çalışma süresi ve emeklilik haklarına yönelik saldırılar var. Gençten askeri yükü, işçiden ekonomik yükü üstlenmesi isteniyor. 

İki hareketin birbirine en fazla yaklaştığı anlardan biri de okul grevinin hemen ardından geldi. Öğrencilerin 25 Eylül’deki eyleminden bir gün sonra sendikaların sosyal kesintilere karşı gösterilerine yaklaşık 175 bin kişi katıldı. Bir gün arayla sokağa çıkan bu iki kesimin talepleri aynı değildi ama karşılarında aynı dönemin iki temel yönelimi vardı, silahlanma ve sosyal saldırı. 

Okul grevleri bu arada tek günlük protestolar olmaktan da uzaklaşıyor. Yerel grev komiteleri kuruluyor, ülke çapında öğrenci konferansları yapılıyor, sendikalarla nasıl ilişki kurulacağı tartışılıyor. 

Fransa 

6 Ekim’de Fransa’da lise hareketinin üçüncü büyük eylem gününde yüz binlerce kişi sokağa çıktı. Gençlik sendikalarına göre ülke genelinde 450 bin, Paris’te 100 bin kişi gösterilere katıldı. Liselilerle birlikte veliler, öğretmenler ve sendikacılar da eğitim için daha fazla kaynak talebiyle yürüdü. Eğitim Bakanlığına göre ülkedeki 3.700 lisenin 891’inde dersler tamamen veya kısmen durdu. 2 

Fransa’da yaşananları yalnız “gençlik hareketi” diye adlandırmak yeterli değil. Sokakta gençlerin olduğu açık. Fakat onların karşısına çıkan gelecek yalnız gençlere ait bir sorun değil. 

Bugünkü saldırı satın alma gücünün erimesinden ibaret değil. İşgününün uzatılması, aynı sürede işçiden daha fazla emek çekilmesi, güvenceli istihdamın çözülmesi ve geçmiş mücadelelerle elde edilmiş hakların geri alınması aynı dönemin parçaları. Sermaye, emek-gücünü hangi koşullarda kullanacağını yeniden belirlemeye çalışıyor. 

Kapitalizm uzun süre gençlere belirli bir gelecek resmi gösterebildi “eğitimini bitir, meslek edin, çalış, kendi evine çık, yaşamını zamanla iyileştir. Çocuklarının senden daha iyi yaşayabileceğine inan.” Bu gelecek hiçbir zaman herkes için gerçek olmadı. Ama geniş kesimler için tümüyle inanılmaz da değildi. Bugün bu vaadin maddi zemini daralıyor. 

Fransa’daki lise hareketinin okulda patlaması bu bakımdan anlamlı. Gençlerden yıllarca geleceklerine hazırlanmaları isteniyor ama hazırlanılan geleceğin kendisi giderek belirsizleşiyor. Öğretmeni olmayan ders, kalabalık sınıf ya da kötüleşen okul koşulları yalnız bugünkü eğitim sorunları olarak kalmıyor. Bunlarla karşılaşan öğrenci, birkaç yıl sonra kendisini bekleyen çalışma ve yaşam koşullarını da görüyor. Öfke böylece bugünden geleceğe doğru uzanıyor. 

Göçmen gençler için başlangıç noktası zaten aynı değil. İşe, konuta ve eğitime erişimdeki eşitsizlikler krizle ortaya çıkmadı. Koşullar ağırlaştığında da herkesi aynı yerden yakalamıyor. Göçmen gençlerden eğitim sistemine, çalışma yaşamına ve yurttaşlık düzenine katılması beklenirken, bu katılımı mümkün kılacak maddi koşullar eşit biçimde sunulmuyor. Düzenli işe, konuta ve toplumsal hareketliliğe ulaşmanın önündeki engeller dururken mesele kültürel bir uyum sorunuymuş gibi kuruluyor. 

Öte yandan güvencelerini kaybedenler yalnız daha önce dışarıda bırakılmış kesimler değil. Düzenli bir işin, eğitimin ve sosyal hakların kendisine belirli bir yaşam sağlayacağını düşünen işçiler de artık aynı güvene sahip değil. 

Öğrenci hareketinin önündeki mesele bu yüzden taleplerinin ne kadar radikal olduğundan ibaret değil. Öğretmen açığı öğrencinin eğitim sorunu olduğu kadar öğretmenin çalışma sorunu. Kira öğrencinin ailesinin barınma sorunu olduğu kadar ücret sorunu. Mezuniyet sonrasındaki belirsizlik ise genç emeğin hangi koşullarda sermayenin kullanımına gireceğiyle ilgili. 

Aynı hayatın farklı yerlerinde ortaya çıkan bu çatışmaların birbirine bağlanıp bağlanamayacağı, hareketin sınıfsal sınırını da belirleyecek. 
 
İspanya 

Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen’in onlarca yıldır yaşadığı evden çıkarılması üzerine yüzlerce kişi tahliyeyi durdurmak için evin önünde toplandı. Yalnızca 2026’nın ilk üç ayında ülkede 4 binden fazla tahliye gerçekleşti. 

Fakat İspanya’daki hareket yalnız tahliye günü kapının önüne insan toplamıyor. Kiracı sendikaları, mahalle örgütleri, kamplar ve kitlesel gösteriler mücadeleye daha kalıcı bir yapı kazandırıyor. Kiraların yarıya indirilmesi, kira sözleşmelerinin süresiz hale getirilmesi ve büyük yatırım fonlarının elindeki konutların kamulaştırılması tartışılan talepler arasında. 

Bu hareketin vardığı yerlerden biri de genel grev tartışması oldu. Kiracı örgütlerinin çağrısından sonra CCOO ve UGT sonbaharda konut ve ücret talepleriyle 24 saatlik genel grev kararı aldı. Tarihin kiracı hareketleriyle birlikte belirlenmesi planlanıyor. Kiracı hareketinin genel greve yönelmesi açısından bu  önemli. 3 

 
Sonuç olarak; 
 
Berlin’deki öğrenci askere gitmek istemiyor. Paris’teki liseli öğretmensiz sınıfa, kesilen eğitim bütçesine, Madrid’deki kiracı ise ücretinin giderek daha büyük bölümünü isteyen ev sahibine ve tahliye tehdidine karşı örgütleniyor. Talepleri aynı gözükmese bile aynı maddi zemine sahip ve   üç ülkede de devletin ve sermayenin kriz karşısında yaptığı tercih somut. Silahlanmaya daha fazla kaynak, işçiye daha uzun çalışma süresi ve daha az sosyal hak, kiracıya daha yüksek kira, gençlere ise bunların içinde kurulacak bir gelecek. 

Birleşik mücadelenin yollarının da temelleri atılıyor. Almanya’da öğrenciler ve sendikalar sosyal kesintilere karşı ortak eylem hazırlıkları yapıyor, İspanya’da kiracı örgütleri genel grev için baskı kuruyor, işçi sendikaları ise konutu ücret mücadelesiyle birleşmenin yolları aranıyor. Öğrenci okuldan, kiracı mahalleden, işçi işyerinden aynı saldırının karşısına çıkmaya başladığında mücadele başka bir ölçeğe taşınacaktır. Avrupa’nın bu sonbaharında mücadele diğer ülkeleri de kapsayacak biçimde artacak gibi duruyor.