Sınıf Mücadelesi İçindeki Eleanor “Tussy” Marx | Hazal Boran – Merkan Aksoydan

 

1887 “Kanlı Pazar” olarak bilinen Londra’da sendikaların ve işsizlerin yürüyüşüne polis çok şiddetli bir şekilde saldırdığında Eleanor da oradaydı.    

Eleanor şöyle anlatıyordu Laura Marx’a yazdığı bir mektupta bu saldırıyı; “General (Engels-bn), pazar akşamı Regent’s Park’tan ‘üstü başı yırtılmış ve perişan’ bir halde eve ulaştığımı size anlatacaktır sanırım. Biliyorsunuz, bir polis tarafından oraya buraya savrulmak ve yere fırlatılmak gerçekten hiç şaka değil.” 1 


Londra Illustrated News, Ekim 1887’nin sonlarında Hyde Park’ta işsizlerin düzenlediği bir gösterinin polis tarafından dağıtıldığını bildiriyor; işçiler iki hafta sonra Trafalgar Meydanı’nda tekrar toplanmaya çalıştıklarında, polis ve ordu tarafından acımasızca bastırıldılar ve bu olay ‘Kanlı Pazar’ olarak bilindi; 200 eylemci yaralandı ve üçü öldü. 

General de Natalie Liebknech’e şakayla karışık şunu yazmıştı aynı eylem için:  Tussy, iktidardakilerle olan çatışmada aslında saldırıya uğramadı, aksine saldıran kendisiydi!2 
 
Eleanor İralandalı işçilerin kendisini kurtardığını da belirtiyor aynı saldırıda: bir polisin copundan koluma kötü bir darbe aldım ve başıma gelen bir darbe beni yere serdi – yüzü kanlar içinde olan, sağlam yapılı yaşlı bir İrlandalı (benim için tamamen yabancı biriydi) yardım etmeseydi atlı polisler tarafından ezilmiş olurdum. Ama bu başkalarına yapılanların yanında hiçbir şey.3 Hem o yıllarda hem de sonraki yıllarda İrlanda işçileri ve tutsakları arasında çalışmalarını sürdürdü Eleanor. Bunun en bilindik kanıtı Büyük Britanya ve İrlanda Ulusal Gaz İşçileri ve Genel İşçiler Birliği tarafından düzenlenen bir gösteriye verdiği bir konuşmaydı. Freeman’s Journal’da yayınlanan haber şöyleydi;   

Mayıs 1891, Dublin Phoenix Parkı; 

“İrlandalı köylü, toprak sahibi tarafından zorla topraktan çıkarılıp açlıktan dolayı İrlanda’dan sürüldüğünde, İngiltere’ye sürüldü ve orada İngiliz kapitalisti tarafından İngiliz kardeşlerinin ücretlerini düşürmek için kullanıldı; çünkü kapitalistin amacı her zaman bir ülkenin işçilerini diğerinin işçilerine karşı kullanmaktı (alkışlar). Ama bu oyunun en kötü tarafı kapitalist ve toprak sahibi olacaktı (alkışlar), çünkü iki taraf da oynayabilirdi ve bugün bu oyunu oynayacak olanlar iki ülkenin işçileriydi (alkışlar)”4  

Eleanor Marx “yeni sendikacılık” mücadelesinin yükseldiği dönemde mücadelenin önderliğini de göğüslüyordu; 1888 yılında “Kibritçi Kızların Grevi” olarak bilinen grevde 1400 kadın kötü çalışma koşullarına karşı greve çıkmıştı. Eleanor bu grevin öncülerindendir hatta Eleanor bu grevin komitesindedir!  

“1888’in sonlarından itibaren Eleanor Marx kendisini Doğu Yakası işçi’ mücadelesine adadı ve Ulusal Gaz İşçileri ve Genel İşçiler Birliği’nin kurucu üyelerinden biri oldu. İngiliz tarihçi EP. Thomson bu dönemdeki faaliyetlerini şöyle anlatıyor:

“Yalnızca büyük Enternasyonal için değil, aynı zamanda madenciler ve cam işçilerinin katıldığı daha küçük konferanslar için de yaptığı uluslararası çalışmaların çoğu sıkıcı, sahne arkası ve ödüllendirici değildi: sonsuz çeviriler, çok sayıda yazışma, tercümanlık ve delegelere ev sahipliği yapma. Doğu Yakası’nın derinden sömürülen kadınları arasındaki pratik çalışmaları bize örnek olmaya devam ediyor.” (https://redflag.org.au/article/profound-legacy-eleanor-marx/)

1889’da işçi sınıfının en sert mücadelelerinin merkezinde de Eleanor Marx vardı. O yıl şehrin bütün ağır ve güvencesiz emek alanlarına yayılan direnişlerin fiili örgütleyicisi, sözcüsü ve stratejik aklıydı. Gaz işçilerinin ve liman işçilerinin uzun saatlere, düşük ücrete ve keyfi işten çıkarmalara karşı yürüttüğü kampanyalarda doğrudan yer aldı, Silvertown’un zehirli fabrikalarında haftada 80 saati aşan çalışma koşullarına mahkûm edilen işçilerinin örgütleyicisiydi. Kadın mağaza çalışanları, Crosse & Blackwell’de soğan soyucuları, Barratts’ta şekerciler ve demiryolu işçileri, taleplerini duyuran, örgütleyen, kampanyalara öncülük eden yine Eleanor Marx’tı. Onun öncülüğünde, “yeni sendikacılık” meselesinde vasıfsız sayılan, mevsimlik çalıştırılan ve çoğu zaman sendikal haklardan dışlanan erkek ve kadın işçilerin ilk kez kolektif bir güç olarak kendilerini ortaya koydular. Doğu Londra’daki mücadelelerin birbirinden kopuk eylemler olmaktan çıkıp gerçek bir sınıf hareketine dönüşmesinde belirleyici rol oynadı.5 

Yeni sendikanın başkanları Mark Hutchins ve Will Thorne, Eleanor Marx’ın kadın işçileri örgütleme konusundaki belirleyici rolünü açıkça vurguluyordu. Onların anlatımına göre; “Silvertown’da kadın işçiler için ilk birliği kuran kişi bizzat Eleanor’du; kadınların sendikaya kabul edilip edilmeyeceğini sorduğunda toplantıda bulunan 3000 erkek işçi, coşkulu bir oybirliğiyle “evet” demişti. Bu adım, Londra ve Bristol’de hızla büyüyen kadın şubelerinin kurulmasına yol açtı ve sendika tarihinde ilk kez kadınlar erkeklerle örgütlenme hakkı elde etti. Bu değişimin mimarı, tartışmasız şekilde Eleanor Marx’tı”.6 

Eleanor 1889’daki Büyük Liman Grevi sırasında da aynı öncülüğü sürdürdü. İşçiler, patronların zanaat, beceri ve cinsiyet ayrımlarını kullanarak mücadeleyi bölmeye çalıştığını çoktan görmüştü Eleanor Marx, buna karşı tek yolun birleşik bir sınıf hareketi olduğunu tüm sınıfa açıkça ilan ediyordu. Kibritçi kadınların ve gaz işçilerinin direnişinden ilham alan liman işçileri ağustos ortasında greve çıktı; ay sonunda grev, gemi boyacılarından marangozlara, reçel ve bisküvi fabrikalarındaki kadın işçilere kadar geniş bir alana yayıldı. Bu yayılmanın arkasında, grev desteğini örgütleyen, işyerlerinde konuşmalar yapan ve her platformda dayanışmayı savunan Eleanor’un öncülüğü, işçi sınıfı hareketinin militan bir öncüsü haline geldiğini de gösteriyor bizlere. 
 
Yine Eleanor Marx sayesinde 1888’deki Kibrit Kızları Grevi’nden ilham alan Derry’deki kadın işçiler, Eleanor Marx’ı kendilerini bir sendikada örgütlemeye davet ettiler: 1880’lerin sonlarına kadar sendikalara yalnızca “esnaf üye olabiliyordu. Eleanor Marx, Kasım 1891’de Derry’ye gitti ve Derry’nin Fabrika Kızları, İrlanda’daki ilk sendikalı kadın grubu oldu. “Kazan imalatçıları tavsiye almak için Derry Ticaret Konseyi ile iletişime geçti ve onlar da Londra’daki muadilleriyle yazıştılar. Sonuç olarak, Eleanor Marx onlara tavsiyede bulunmak için İrlanda’ya gitti ve büyük kalabalıklar ve karşılama törenleriyle karşılanan görkemli bir giriş yaptı; ve Derry Ticaret Konseyi, kadınları ve vasıfsız işçileri kabul eden ikinci konsey oldu.”7 
 
Grevler sadece Londra ile de sınırlı kalmadı. 1889’da Leeds’deki kadın dikişçilerin grevi, bir hafta içinde 2.000 üyeye ulaşan Kadın İşçileri Derneği’nin kurulmasını sağladı. Aynı yıl Liverpool’da da bir dizi kadın işçi sendikası kuruldu. 1886 yılında sendikalarda, 34.500’ü tekstil endüstrisinde olmak üzere yalnızca 36.900 kadın işçi varken, 1896’ya gelindiğinde tüm sendikalardaki kadın işçi sayısı 117.888’e ulaştı. 1906 yılına gelindiğinde ise bu eğilim çok daha belirginleşti ve sendikalı kadın sayısı 166.803’e yükseldi.8 

Sendikalardaki bu davranış değişikliği; sokaktaki grevlerin sendika, iş kolu ve cinsiyet ayrımlarını fiilen ortadan kaldırarak işçiler arasındaki dayanışmayı büyütmesinin bir sonucuydu. 

Özellikle Silvertown grevinden çıkarılacak en büyük ders, erkek ve kadın işçilerin birlikte direnmedikçe kazanamayacakları gerçekliğiydi. Birine yapılan haksızlık, herkese yapılmış bir haksızlıktı. 

Bu eylemlerin ve örgütlenme süreçlerinin her düzeyinde kadınların katılımı önemliydi. Kadın işçiler sendikalaşmadıkça ve diğer sendikalarla koordinasyon kurmadıkça bu grevler en nihayetinde başarısızlığa uğrayacaktı.  
Oysa sistemin kadından beklediği bugün olduğu gibi; ucuz iş gücü olarak iş görmesi, evlilik  içerisinde ev işleri ile fabrika mesaisi arasına hapsolarak sınıf mücadelesinden uzak durmasıydı. İşverenler, işçileri cinsiyete göre bölerek sonuçta herkesin ücretini düşük tutuyordu. Eğer erkek işçiler, kadın emeğini kendi emeklerine kıyasla    ikincil ve ucuz görürlerse, işverenlerin kendi ücretlerini de aşağı çekmesine fırsat vermiş olurlardı bu da en nihayetinde tüm iş gücü için daha düşük ücret anlamına geliyordu. 

Eleanor Marx, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinin kadınların özgürleşme mücadelesiyle iç içe olduğunu savunuyordu. Emekçi kadınların, dönemin burjuva kadın hareketi liderlerinden ziyade, sınıfdaşı olan işçi erkeklerle çok daha fazla ortak noktası olduğunu  söylüyordu. Onun bu yaklaşımı, dönemin burjuva feminist hareketleri ile arasına bir çizgi çekmesini gerektiriyordu. 

Eleanor Marx, Avusturyalı sosyal demokratların dergisi Journal des Travailleurs Viennois’a yazdığı bir makalede (1892) bu ayrımı şu sözlerle ifade ediyordu: 

«II. Enternasyonal Kongresi’nin son oturumunda 400 delege şu kararı aldı: ‘Tüm ülkelerin sosyalist partilerine, programlarında açıkça iki cinsin tam eşitliği talebini ifadelendirmelerini ve özellikle ilk elde yurttaşlık hukuku ve siyaset alanlarında kadına (erkekle) aynı hakların verilmesini talep etmek.’ Bu karar ve bu oybirliği Kongre’nin ilk oturumunda sosyalist emekçilerin Kongresi’nde burjuva süfrajet hareketle hiçbir ilişkisi olmadığının vurgulandığı bilindiğinde,daha da anlam kazanır. Savaş sorununda, Kongre barış feryatları koparmasına karşın, içinde barıştan eser olmayan geleneksel burjuva ligası ile, savaşın nedenlerini ortadan kaldırmak için uğraşan, iktisadi barışın partisi -sosyalist parti- arasındaki farkı vurgulayışında olduğu gibi, sınıflararası savaşı değil, cinslerarası savaşı tanıyan, mülk sahibi sınıftan olmakla, talepleriyle emekçi sınıftaki kız kardeşlerine haksızlık eden Süfrajetler Partisi ile, kadın emekçiler aleyhindeki mevcut durumun temeldeki iktisadi nedenlerini inceleyen ve onları kendi sınıfından erkeklerle omuz omuza, ortak düşmana, kapitalist sınıfın erkek ve kadınlarına karşı savaşmaya çağıran kadınların hakiki partisi -sosyalist parti- arasındaki farklılıkları da iyice vurgulamıştır. 

(…) Peki şu hâlde biz kadınlar ne yapmalıyız? Şunu: ‘kadın’ olarak değil, proleterler olarak, emekçi kocalarımızın dişi rakipleri olarak değil, mücadele yoldaşları olarak örgütlenmeliyiz.»9 

Eleanor Marx’ın bu makalesi, 1866’da Britanya’da kadınların oy hakkı talebi için kurulan Kadınların Oy Hakkı Ulusal Birliği’nin (NUWSS) faaliyetlerini burjuva kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olması talepleri üzerine temellenmesine karşın, iki cinsin tam eşitliği  konusunda sosyalist hareketin burjuva feministlerle iş birliğinin sonuç vermeyeceğini, işçi  sınıfı kadınlarının kendi mücadele pratiklerini yaratması gerektiğini savunan bir çağrıydı. 

Bu çağrı; daha sonraları, işçi sınıfı kadınlarının kendi süfrajet hareketlerini örgütlemesinde ve yalnızca oy için değil, ücret ve yaşam koşullarında eşitlik için de mücadeleyi büyütmesinde öncü rol oynayan çağrılarından biriydi.  
 
Örneğin; Eleanor ile çocukluk yıllarında tanışan, henüz 13 yaşındayken Manchester’da Wilhelm Liebknecht’in onuruna yapılan bir toplantıda kürsüden konuşma yapan Eleanor Marx’tan çok etkilenen Sylvia Pankhurst,Süfrajet Federasyonu’nun  kurucularından biri olarak kadınların oy hakkının ötesinde, kapitalizmin eleştirisi ve işçi gündemleri üzerine odaklanarak çalışmalar yürütmüş, yayınlar çıkartmıştır. Hatta bu federasyon polis şiddetine karşı bir “halk ordusu” oluşturmuştur. 

Eleanor, sosyalist kadın hareketinde aynı zamanda bir köprüydü. Clara Zetkin’in konuşmalarını kongreler sırasında Fransızcaya ve İngilizceye tercüme ediyor, onun kadın sorununa dair tezlerini İngiltere’ye taşımaya çalışıyordu. 1896’da Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin Gotha Kongresi’ni değerlendirdiği “The Gotha Congress” (Gotha Kongresi) başlıklı makalesinin büyük bir kısmında Clara Zetkin’den bahseden Eleanor, şunları yazmıştı: 

«Clara Zetkin, çalışan kadının konumuna dair son derece takdire şayan, hem zekice hem de kapsamlı bir incelemenin ardından, kadınlar (yani çalışan kadınlar) arasında sistematik propagandanın proletarya hareketi için mutlak bir gereklilik olduğunu belirterek konuşmasını sonlandırdı.»10 
 
Clara Zetkin’in konuşmasındaki “işçi kadınlar arasında sistematik propaganda” kısmına yazısında tekrar değinen Eleanor Marx, emekçi kadınların sosyalist bir bilinçle örgütlenmesinin bir bütünüyle işçi sınıfının devrimcileşmesindeki önemi üzerinde duruyordu. Kadın işçilerin yaşam ve çalışma koşullarının özgünlüğünü kitlelere anlatarak hareketler inşa etmenin ve sosyalist fikirleri bu hareketlerin merkezine taşımanın önemini anlatıyordu. Bu örgütlenmeyi aynı zamanda işçi sınıfının saflarındaki burjuva ideolojisini kırmanın yolu olarak sunuyordu. Sosyalist bilinçle donanmış kadın işçilerin sendikalarda ve parti saflarında yer alması sömürü çarkına vurulacak en büyük darbelerden biriydi. 

Eleanor, bu görüşlerine çok daha erken bir dönemde, 1886 yılında Edward Aveling ile  birlikte yazdığı, August Bebel’in Kadın ve Sosyalizm (1879) adlı eserine yönelik bir inceleme niteliği de taşıyan “The Woman Question” (Kadın Sorunu) adlı broşüründe de yer vermişti. Bu çalışmada; 

toplumsal yaşamda kadının konumu, evlilik ve cinsler arası ilişkiler gibi konulara değinerek kadınların ezilmişliğinin değişmez bir kader olmadığını, meselenin kaynağının sınıflı 
topluların tarihsel şekillenişiyle bağlantılı olduğunu savundu. 

«Kadının durumu, günümüzün karmaşık toplumundaki her şey gibi, ekonomik bir temele dayanıyor. Kadın sorunu toplumsal yapının tümüyle ilişkilidir. Kadının bugün gördüğü muameleye, sebeplerini günümüz toplumunun ekonomisinde aramaksızın karşı çıkanlar, genel vücut sağlığını araştırmadan bölgesel bir rahatsızlığı tedavi eden doktorlara benzerler.»11 Eleanor, maddi yaşamın üretimi ve yeniden üretimi ile sınıf çelişkilerini göz ardı eden ve bu çelişkilerin ortadan kaldırılmasıyla bağ kurmayan her mücadeleyi; tüm vücudu saran bir enfeksiyonu, hastalığın kaynağını incelemeden yalnızca semptomları o anlık gidererek tedavi etmeye çalışan bir doktorun çabasına benzetir, bu semptomlar devamlı olarak kendini yeniden üretecektir. 
 
«Sadece mülkiyeti olan kadınları değil, tüm kadınların oy kullanma hakkını destekleyeceğiz; Ancak, nihai değişimin, ancak daha da büyük toplumsal değişimin gerçekleşmesiyle birlikte meydana geleceğini akılda tutmak önemlidir. Daha büyük toplumsal değişim olmadan kadınlar asla özgür olamayacaklardır.»12 

Bu yaklaşımıyla Eleanor Marx, kadınların nihai kurtuluşunun ancak toplumsal yapının   ekonomik temelinin değişmesiyle, yani kapitalist sistemin sosyalist bir devrimle yıkılmasıyla mümkün olacağını ilan ediyordu. Kadınların özgürlük mücadelesinin sosyalizm mücadelesinden geçtiğini savunan Eleanor, makalesinin sonunda “Biz sosyalistler olarak neyi arzuluyoruz   ve yarının güneşinin doğuşu kadar emin olduğumuz şey nedir?”  sorularına, Bebel’den alıntı yaparak şu yanıtı veriyordu: 

«Köleliğin serfliğe, serfliğin de bugünkü ücretli köleliğe dönüştüğü gibi, bu sonuncusu da tüm üretim araçlarının ne köle sahibine, ne serfin efendisine, ne de ücretli kölenin efendisi olan  kapitaliste ait olmayacağı, aksine tüm topluma ait olacağı bir duruma dönüşecektir. (…) Kendi düşünce çizgilerimiz boyunca Bebel’den o kadar uzaklaştık ki, onun düşündürücü eserlerinin bizi genellikle yerleştirdiği yolun girişinde, bu sorunun cevabı için ona memnuniyetle ve minnetle geri dönüyoruz: “Tüm üretim araçlarının topluluğun mülkiyetinde olduğu, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkesin tam eşitliğini tanıyan, her türlü teknik ve bilimsel gelişme veya keşfin uygulanmasını sağlayan, şu anda verimsiz olan veya faaliyetleri zararlı bir şekil alan, aylakları ve tembelleri işçi olarak kaydeden ve varlığını sürdürmesi için gerekli olan çalışma süresini en aza indirirken, tüm üyelerinin zihin-sel ve fiziksel durumunu ulaşılabilir en yüksek seviyeye  çıkaran bir toplum.” 

Bunun ilk adımının, toprak ve diğer tüm üretim araçlarındaki tüm özel mülkiyetin kamulaştırılması olduğunu ne kendimizden ne de rakiplerimizden gizlemiyoruz. Bununla birlikte, mevcut haliyle devlet ortadan kalkacaktır. Amaçlarımız konusunda, bulanık düşünen  insanların arzuladığımız değişikliklerin ve ardından gelen koşulların bugünkü gibi bir devlet rejimi altında gerçekleştirebileceğini ve var olabileceğini hayal etmelerine yol açan karışıklıktan daha yayın bir karşılık yoktur (….) tüm bunların kadının ve dolayısıyla insanlığın gelecekteki konumunu nasıl etkileyeceği sorusu ortaya çıkıyor. Bir iki şeyden çok emin olabiliriz. Diğerlerini ise, her birimizin her bir özel nokta hakkında kendi fikri olsa da, yalnızca toplumun evrimi olumlu yönde belirleyecektir. Açıkça, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkes için eşitlik olacaktır. Dolayısıyla, kadın bağımsız olacaktır: eğitimi ve diğer tüm fırsatları erkekle aynı olacaktır.  Erkek gibi, eğer aklı ve bedeni yerindeyse, toplumun ve dolayısıyla kendisinin ihtiyaçlarını karşılamak için bir, iki veya üç saatlik sosyal emek harcamak zorunda kalacaktır. Bundan sonra sanat veya bilim, öğretmenlik veya yazarlık veya herhangi bir eğlence biçimi için özgür olacaktır. Fuhuş, onu bir zorunluluk haline getiren ve şu anda da getiren ekonomik koşullarla birlikte ortadan kalkacaktır.»13 

 
4 Mayıs 1890’da İngiltere 1 Mayıs’a giderken Eleanor Marx için Engels şöyle yazıyordu;   
 
“Burada özellikle Bayan E. Marx-Aveling, dört yıl önce neredeyse tamamen işçilerden oluşan Radikal kulüplerde en iyi propaganda alanını keşfetmiş ve bunlar üzerinde istikrarlı bir şekilde ve şimdi de görüldüğü gibi, büyük bir başarıyla çalışmışlardı. Liman işçileri grevi sırasında Bayan Aveling, yardım dağıtımından sorumlu üç kadından biriydi. Bayan Aveling, geçen kış Doğu Yakası’ndaki Silvertown’da gerçekleşen grevi neredeyse tek başına yönetti ve Gaz İşçileri komitesinde, orada kurduğu kadın bölümünü temsil ediyor.”14 

Tüm bunlar sonrasında Eleanor Marx yine de İşçi Sendikaları Konseyi’nin bürokrasisine takıldığını da unutmamak gerekir. Engels şöyle diyordu; Son olarak, Konsey, Bayan Aveling’i delege olarak kabul etmeyi reddetti çünkü, dediğine göre, kendisi bir beden işçisi değildi (ki bu doğru değil), oysa kendi Başkanı Bay Shipton, kendi mesleğinde tam on beş yıldır parmağını bile kıpırdatmamıştı!  

Bu bürokratik atağı yine Eleanor Marx’ın örgütlenmesinde bulunduğu işçiler sert bir şekilde karşılayarak Eleanor’un safında yer aldılar ve o büyük 1 Mayıs’ı örgütlenmesinde sendikal bürokrasiyi değil Eleanor’un öncülüğünü kabul ettiler. Eleanor’a konuşma hakkı bile vermeyen sendikal bürokrasisinin karşısında İngiltere işçi sınıfı ve İrlandalı işçiler kürsüde Eleanor’u görmek istediler! 

 
1890’da İngiltere’de Eleanor Marx işçi sınıfına şöyle sesleniyordu;  
 

Biz siyasi partilerin işini yapmaya gelmedik ama buraya emek uğruna, kendi savunması için, kendi haklarını talep etmek için geldik.

Sekiz Saat’ Yasa Tasarısı talep etmek için Hyde Park’a birkaç düzine avuç dolusu geldiğimizi hatırlıyorum, ancak bugün parkı dolduran bu muhteşem gösteriyi yapana kadar düzinelercesi yüzlere, yüzlercesi de binlere çıktı. Başka bir gösteriyle karşı karşıyayız ama büyük halk kitlelerinin bizim tarafımızda olduğunu görmekten memnuniyet duyuyorum.

Rıhtım Grevi’nin, özellikle de Gasworkers’ Grevi’nin tüm endişelerini yaşayan ve etrafımızda duran erkekleri, kadınları ve çocukları gören bizler, grevlerden bıktık ve sekiz saatlik bir günü güvence altına almaya kararlıyız. Yasal düzenlemeyle; bunu yapmadığımız sürece ilk fırsatta elimizden alınacaktır. Bu büyük günün zaferini elde edemezsek ancak kendimizi suçlayabiliriz.

Bu öğleden sonra parkta Bay Gladstone’un bir zamanlar — Michael Davitt’i hapsettiği bir adam var; ama Bay Gladstone’un artık onunla arası çok iyi. Değişimin nedeni nedir sizce? Liberal Parti neden birdenbire Ana Yönetime bu kadar dönüştü? Çünkü İrlanda halkı Muhafazakarları desteklemek için Avam Kamarası’na 80 üye gönderdi.

Bu öğleden sonra sadece bir Sendikacı olarak değil, bir Sosyalist olarak konuşuyorum. Sosyalistler, sekiz saatlik’ günün atılacak ilk ve en acil adım olduğuna inanıyor ve artık bir sınıfın diğer ikisini desteklemeyeceği, toplumun hem tepesindeki hem de altındaki işsizlerin ortadan kalkacağı bir zamanı hedefliyoruz.

Bu mücadelenin sonu değil, yalnızca başlangıcıdır; sekiz saatlik bir günün lehine gösteri yapmak için buraya gelmek yeterli değil. Altı gün günah işleyip yedinci günde kiliseye giden bazı Hıristiyanlar gibi olmamalıyız, ancak her gün dava adına konuşmalı ve tanıştığımız erkekleri, özellikle de kadınları bize yardım etmeleri için saflara getirmeliyiz. 15

Uykudan sonra aslanlar gibi ayağa kalkın
yenilmez bir sayı halinde,
zincirlerinizi yere,
uykunuzda üzerinize düşen çiğ taneleri gibi silkeleyin
– Siz çoksunuz, onlar az!

Hazal Boran – Merkan Aksoydan 
 
Not: Yazının bir bölümü işçi sınıfı sanatı sitesinde 1 Mayıs öncesinde yayınlanmıştı. Hazal Boran yazının genişletilmesinin önemli olduğunu söyleyerek yazıyı genişleterek yazınının son halini vermiştir.   

Dipnotlar:

1- Eleanor Marx – Yvonne Klapp  Cilt 2, 1976 
2-Engels to Natalie liebknecht in borsdorf near leipzig London, 29 November 1887
3-Eleanor Marx,  Pall Mall Gazette’ye  yazılmış bir mektup   
4-https://conor-mccabe.com/2022/12/26/eleanor-marx-on-class-struggle-and-ireland-sunday-17-may-1891-phoenix-park-dublin/
5-https://socialismtoday.org/archive/186/marx.html
6-https://solidarity.net.au/sexism/eleanor-marx-a-fighter-for-workers-and-women
7- Bir Işık Yakmak: Bryant ve May Kibritçi Kadınları ve İşçi Tarihindeki Yerleri – Louise Raw
8- Lindsey German – Cinsiyet, Sınıf ve Sosyalizm
9- https://www.marxists.org/archive/draper/1976/women/5-emarx.html, Eleanor Marx, How Should We Organise
10- https://www.marxists.org/archive/eleanor-marx/1896/10/gotha.htm#zetkin
11- https://www.marxists.org/archive/eleanor-marx/works/womanq.htm
12- a.g.e
13- a.g.e
14- https://www.marxists.org/archive/marx/works/1890/05/23.htm
15- Yvonne Kapp, Eleanor Marx, Cilt 2, 1976