Göğü Fethe Çıkan Komünarlar Ölümsüzdür! – Devrimci Komünarlar

Ulaş Bayraktaroğlu yoldaşın ölümsüzlüğe yürüyüşünün 9. yıldönümündeyiz. Devrimci Komünarlar olarak, 9-16 Mayıs’ı, Ulaş Bayraktaroğlu şahsında, Suphi, Tamer, Rasih, Cemre, Robin, Doğan, İdil, Zahide, Cömert, Cihan, Hasan Ali, Ulaş Adalı, Bayram Ali, Nurhak, Mehmet Ali, Ceren Güneş ve Murat yoldaşlarımızı andığımız, isimlerini bir savaş şiarı olarak bayraklaştırdığımız bir hafta olarak karşılıyoruz.

Bu yıl ölümsüzler haftasını, dünyada ve coğrafyamızda yaşanan büyük bir alt üst oluş sürecinin, emperyalist savaşın içerisinde, Türkiye’de büyük sarsıntıların yaşandığı ve mücadelenin yükseldiği bir dönemde karşılıyoruz. Devlet ve rejim krizinin aynı zamanda ekonomik, siyasal, toplumsal krizlerle bütünleşerek devam ettiği ve daha da şiddetlenerek bugüne taşındığı bir sürecin içerisindeyiz. Her bir kriz dinamiği çözümsüz ve çıkışsızdır. Türkiye’de siyasal süreç hızlanarak ve şiddetlenerek yükseliyor. Faşist saldırganlık ve sömürü derinleştikçe hakları, özgürlükleri, yaşamları için direnen kesimler de sürekli büyüyor. Açlar, yoksullar yaşamda kalmak için direnmek zorunluğuyla karşı karşıyalar. Bu zorunluluk toplumun büyük çoğunluğunu içine çekiyor, daha güçlü yıkıcı dinamikler biriktiriyor. Bunun yarattığı yıkıcı öfke ve mücadele arayışı faşizmin korku duvarlarını büyütüyor.

İktidarın içinde olduğu durum tam anlamıyla bir cinnet halidir. Faşist iktidarın, kendi yarattığı zamanının ruhunun bir yansımasıdır. Türkiye toplumu faşist iktidarın politikaları doğrultusunda çürütülmekte, içe çökmektedir. Faşizmin cephaneliğini oluşturan tüm gerici akımlar, toplumsal çürüme ve yozlaşmanın tüm tezahürleri, toplumda uç vermektedir. Toplumun kılcal damarlarında, gündelik hayatın her yerine sindirme temelinde, faşizmi örgütleme ve yayma saikiyle hareket etmektedirler. Bugün sokaklarda kol gezen mafya-çeteciliği, kadın kırımı, işçi cinayetleri, doğa katliamları ve ilk öğretim sıralarına varan cinnet-şiddet sarmalı, AKP-MHP faşist iktidarının bizatihi örgütlediği ve önünü açtığı bir durumdur.

Güvencesizlik, açlık, yoksulluk, sefalet, cinayet ve ölüm, Türkiye’de günlük yaşamın kıyılarını durmaksızın yıkıyor. Borçlandırılmış, intihara sürüklenmiş, emeği-hakkı gasp edilmiş, toprağı-doğası talan edilmiş, nefret objesine dönüştürülmüş bir hayattan ötesi yok. Özcesi hayatı yaşanabilir ve yaşamaya değer kılan her şey, faşizmin hedefinde ve giderek yok olmaktadır. Faşist iktidar tüm baskı-zor aygıtlarıyla gelmekte ve yaşam-direniş umudunu aşındırmaya, silmeye çalışmaktadır. Faşist iktidar, kendisini yaşamın ve doğanın sürekli bir şekilde talanı, değersizleştirilmesi üzerinden var ediyor. Öyle ki artık MESEM’lerde çocuk işçi cinayetleri, iş kollarındaki işçi cinayetleri, kadın cinayetleri, nefret cinayetleri ve doğa üzerinde gerçekleştirilen cinayetleri sıradanlaştıran politik bir hat örmektedir. Bunların hepsi, faşist iktidarın hayatı ne kadar değersiz hale getirdiğinin örnekleridir. AKP-MHP faşist iktidarının örgütlediği bu şiddet, yağma-talana ve sömürüye yol açan tüm sermaye birikimi ve dipsiz şekilde örgütlenen bu yıkım kaçınılmaz olarak daha acımasız ve şiddetli bir durumun ortaya çıkmasını yaratmaktadır. Faşist iktidar, böylesine muazzam ölümcül bir savaş makinesine doğru dönüşürken onun karşısında devrimci savaş çizgisini inşa etmekten başkaca yol yoktur!

Dünya işçi sınıfı, ezilen halkları, kadınları, gençleri ve lanetlenenleri bugün “ya sosyalizm, ya barbarlık” ikilemi ile karşı karşıya. Bu tarihsel konjonktürün içerisinde sınıf mücadelesinin her boyutuyla keskinleştiği, safların netleştiği ve yaşamın her dokusunu ve anını sardığı bu ikilemde; yeni bir devrimci kopuşu mümkün ve zorunlu kılan tarihsel sorumluluk ve görev karşımızda durmaktadır. Faşizme teslim olmayan, biat etmeyen direniş odaklarının mücadelesi güçlü bir şekilde açığa çıkmaktadır. Kitlelerde, faşist iktidarın ve kapitalizmin dayattığı bu koşullara karşı derin bir öfke birikmektedir. Açlığın, yoksulluğun ve ölümün pençesinde kıvranan milyonların bu öfkesi yaşamın her doku ve kıvrımının içerisinde mayalanmaktadır. Bu öfkeyi umutsuzluğun, açlığın, işsizliğin, özgürlük yoksunluğunun bataklığında debelenenlerin isyanına sıçratma ve örgütlü bir silaha dönüştürme hedefi önümüzdedir. Artık sınıf savaşımının keskinliği, toplumsal direniş ve mücadelenin geniş kapsamı, kitlelerin canlı ve eylemli öfkesi devrimci komünarlara yeni yollar bulma ve ayrım çizgileri oluşturma çağrısı yapmaktadır. Bu tarihsel sorumluluk ve görevle; yeni yolları açma, devrimci kopuş çizgisini ilmek ilmek örme, komünar devrimciliğin ruhsal birliğini örgütleme ve kurucu inşa doğrultusunda hareket etmede başta Ulaş Bayraktaroğlu yoldaş olmak üzere tüm ölümsüzlerimiz, yaşamları ve savaşlarıyla, karanlığı yırtan bir kutup yıldızı misali yol göstermektedir!

Ulaş Bayraktaroğlu yoldaş, fanilikten failliğe yürüyen bir devrimciliği hep savaş hattında yaşayarak inşa etti. Devrimci savaş mevzilerinde kendi devrimciliğini inşa ederek mücadeleyi hep ileri taşıdı. Yaşamı ve mücadelesi, yaşadığı zamanın ruhunun ötesindeydi. Devrimciliği yaşadığı zamanın içerisinde düşündü; ama zamanına karşı ve zamanının ötesinde düşündü, eyledi. Hep aşırı eyleyen bir devrimcilikti Ulaş yoldaşınki. İçinden geldiği geleneğin, kendisini bir ur misali saran gelenekçi, aileci, sağ ve pasifist dizge ve kalıplarına; aklı ve eylemi tasfiyeci bir çıkmazın içerisinde çürüyen siyasal hattına karşı savaşarak, onları aşarak, yaşamın tüm canlılığıyla yeni ve sahici bir devrimciliği örgütleyen olmuştur.

Yavan, konforlu, tekdüze ve ortalama bir mücadele ile ilgilenmiyordu, bu devrimcilik Ulaş yoldaşa uzaktı. Ulaş yoldaş, dinamik ve canlı bir şekilde devrime ve devrimciliğe kafa yoran, yorulmak bilmeyen, sürekli arayan ve eyleyişiyle yoklayan, henüz oluşmamış ama ufkunda, hayal gücünde kurduğu dünyanın ışığında ve aynasında sorgulayan, en ufak dokunuşu ile tarihe müdahale eden militan bir devrimciliği örgütledi. Kendi tabiriyle “insan bir kere yaşar, bir kere ölür; devrimci ikisini de düzgün yapandır” anlayışına sahip olarak, hayatın devrimcileştirilmesi doğrultusunda devrimciliğini icra etti. Bugün de içinde yaşadığımız dünya ve Türkiye koşullarında, sakınmasız, düzen-içi solculukla köprüleri atan, sınıf düşmanımızın saldırı kapasite ve düzeyine denk bir mücadele hattını örecek bir devrimciliğe ihtiyaç var.

Ulaş Bayraktaroğlu yoldaş, yaşamı ve kavgasını daima ateş hattında, dirençli ve sarsılmaz bir irade ile örgütlemiştir. Tepeden tırnağa bütün hücreleriyle, her anıyla coşkun bir devrimciliği inşa etmiştir. Devrimci üretkenliği, bitmez tükenmez bir şekilde, yaşamın ve kavganın her bir dokusunda örgütleyen olmuştur. Devrimciliğini gerçek kılan, devrimci eylemin sınırlarını zorlayarak ötesine geçen ve sıçramalarla ilerlemesini sağlayan işte bu duruşudur.

Ulaş Bayraktaroğlu yoldaş, kabına sığmayan öfkeyi ve coşkun, cüretli bir devrimciliği her daim taşımıştır. Öfkesi ve devrimci coşkusu; yeni bir aklın ve eyleyişin ışığıyla, devrimci kuruculuğun ve mücadelenin inşasında Ulaş yoldaşı bir serüvenci misali taşıyandır. Dostu da düşmanı da bu öfkesine ve devrimci coşkusuna tanıktır. Ankara sokakları, kırık bacağına rağmen YÖK eyleminden tanır onu; 2004 yılında NATO direnişinden IMF barikatlarına, 1 Mayıs Taksim direnişlerinden Gezi Ayaklanmasına İstanbul sokakları tanıktır onun sakınmasızlığına. Oradan Kürdistan dağlarına ve Rojava topraklarına uzanan bir dünya devrimcisidir; ve onun devrim coğrafyası tüm yeryüzüdür. “Yanan gökyüzünde uçuşan ateş kuşlarıyız, hiçbir yerdeyken, her yerdeyiz!” şiarı ile mücadele eden serüvenci ve enternasyonal bir devrimciydi Ulaş yoldaş.

Devrimci komünist çizgi; devrimci kopuş, oluş ve inşa içerisinde hareket ederek şekillendi. Komünar devrimciliğin kurucu aklı ve pratiği; başlangıç adımlarıyla yolu açan, cüret eden ve mücadelede koydukları son nokta ve adımda dahi bunu örgütleyen ölümsüzlerimizin kavga manifestosu ile belirmiştir. Ölümsüzlerimiz sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz, cins ayrımsız özgür bir yaşamı tasavvur ederek varoldular. Yaşadılar, emek verdiler, kendinden çıkarak kattılar. Kendinden çıkarak kolektife mâl ederken diğer taraftan kendini de en ileriden gerçekleştirebilme iradesini gösterdiler. Kolektif ve özgür devrimci bireyin bileşkesi oldular. Kavganın içerisinde yaşamlarıyla, duruşlarıyla en sıradan, basit, gösterişsiz; ama bir yandan en muazzam, güçlü ve tevazuluklarıyla her bir an’a ve duruma devrimci bir tavır ve tutumla yaklaşan inceliklere sahiplerdi. Hayali bir retorik dünyayı değil, içinde yaşadığımız çığırından çıkmış, bu yangın yeri gerçek dünyayı devrimcileştirmeye kendini gerçekten adayan bir devrimciliktir onlarınki. İnşa ettikleri, yarattıkları devrimcilik her anıyla bizlere yol göstermeye, düşmana musallat olmaya devam etmektedir.

Ölümsüzlerimiz, ezilenlerin muazzam yaratıcı enerjisini açığa çıkarmak ve harekete geçirmek, devrimciliğin kolektif ruhsal birliğini sağlamak, devrimci komünar çizgiyi geliştirmek ve devrimci partiyi inşa etmek için kendilerini kavgaya adadılar. Bizler, ölümsüzlerimizin yaşama ve kavgaya kattıklarıyla, inşa ettikleri komünar devrimcilikten besleniyor ve güç buluyoruz.

Bugün bizler, onların açtığı yolda ilerleyecek, izlerinin takipçisi olacak; devrimin olmazsa olmaz koşulu öncü devrimci savaş çizgimizi pratikleştirecek olan partimizi çelikleştireceğiz! Ulaş yoldaş ve ölümsüzlerimizin önderliğinde oluşan DKP’nin çıkış iddiaları, DKP/Birlik’in varoluş dinamikleridir. Ulaş Bayraktaroğlu’nun ve tüm ölümsüzleşenlerimizin amaç ve idealleri, savaş çizgimizdir. Kan ve alın teriyle, hareketimizin harcını karmış her bir yoldaşımız, dün olduğu gibi bugün de, yolumuzu aydınlatmaya, bize kararlılık ve cesaret vermeye devam ediyor!

Ulaş Bayraktaroğlu Yoldaş Ölümsüzdür!

Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

Yaşasın Devrim, Yaşasın Sosyalizm!

Kaynak: Komün Gücü