Mao Zedong Ve Kültür Devrimi (ll) – Ali Güvendik

Deng’e göre Kültür Devrimi sadece üretici güçlerin gelişmesinin duraklamasına neden olmakla kalmamış, aynı zamanda, genel bir “çileciliği” ve en kaba biçimiyle bir toplumsal eşitçiliği öngören bir popülizme de kaymıştı.

Elbette kitlesel yoksulluğun egemen olduğu bir komünizm olamaz. Sosyalizm ve komünizm fakirlik ve kıtlığın ‘eşitlikçi bir biçimde dağılımı’ demek değildir. Mao 1966- 1976 arası 10 yıllık Kültür Devrimi döneminde parti içindeki kapitalizm yanlılarıyla mücadele etmeyi kendine baş görev edinmiş, bunu yaparken yoksulluğun ortadan kaldırılması ve üretici güçlerin geliştirilmesi görevini ise ikinci plana atarak ciddi bir eksikliğe düşmüştür. Kültür Devrimi’nde ordu birlikleri ve gençlik arasındaki ittifak, bürokratizme karşı mücadele olarak başlamış olsa da giderek Bonapartist özellikler kazanmıştır. Bir dönem merkez komite üyelerinin nerdeyse hemen hepsi generaller ve rütbeli askerlerden oluşmuştur. Mao bile zamanla kitlelerin bu hareketini sol sapma olarak değerlendirmek zorunda kalmıştır. Mao Kültür Devrimi’nde eşi Jiang Qing’e yazdığı mektupta, “ Cennetin (göğün) altındaki büyük kaostan cennetin altındaki düzen doğar” diye yazmıştır ancak “Proleter Kültür Devrimi” sonunda 1.7 milyon kişi doğal olmayan yollardan ölmüş, yüzbinlerce kişi sakat kalmıştır. Jiang Qing Dörtlü Çete ile birlikte yargılanırken mahkemeye “ Yaptığınız şey, dul bir kadından kocasının borcunu istemektir… Mao’nun köpeğiydim, ısır dedi ısırdım”  şeklinde konuşmuştur. Jiang’ın kendisi gayet birikimli komünist bir kadındır. Mahkemede kendisini “dul bir kadın” olarak göstermesi ve “Mao’nun köpeğiydim” diyerek tüm sorumluluğu onun üzerine atması elbette çok yanlış bir savunma olmuştur. Jiang Qing ve “Dörtlü Çete”’nin yargılanması TV’lerden canlı olarak yayınlanmıştır. Bunun anlamı eski dönemin artık tümüyle kapanmış olduğudur.

Kültür Devrimi’nin başarısızlığında birçok çevre tarafından paylaşılan ortak görüş, kitlelerden istenen fedakârlığın bir sınırı olmamasıydı. Kitlelerden sürekli özveri bekleyemezsiniz. Komünizm elbette sürekli özveriyle ayakta tutulacak bir sistem olamazdı. Devrim anına münhasır kahramanlar, doğal liderler ve öncü kişiliklerin devrim sonrasında sayılarının giderek azaldığını dünya devrim deneyimlerinden biliyoruz. Gerçek mutluluk ve refah kahramanlara, liderlere ve öncülere ihtiyacın giderek azalmasıyla yakalanabilirdi. Fidel Castro’nun Kültür Devrimi sonrasına ilişkin görüşleri gayet anlamlıdır: “… Çin halkı müstesna bir halktır; kahraman, fedakâr, çalışkan. Birçok fazilete sahiptir ama Mao elleriyle yaptığını ayaklarıyla yıkmıştır. Buna inanıyorum. Bir gün Çin halkı ve ÇKP de bunu anlayacaktır.”

Mao’nun Kültür Devriminde çok doğru sorular sorduğunu ancak bunlara yanlış cevaplar verdiğini görüyoruz. Kültür Devrimi sürecinde Mao’nun paradoksunu ve yaşadığı kararsızlıkları anlamak gayet önemlidir. Çin devrim tarihinde bizim en çok zorlandığımız dönem Kültür Devrimi’dir. İnanıyoruz ki Mao’nun yaşadığı çelişkiler doğrudan Çin Devrimi’nin karmaşıklığı ile bağlantılıdır. Kültür devrimi yeni bir başlangıç için meydanı temizleyip yolu açma anlamında olumsuz değildi ama yeniyi yaratmada olumsuz bir işlev gördü. Mao’nun Kültür Devrimi’nde siyaset planlama konusundaki yanlışı, analizlerinde karar anının atmosferini öngörememesidir. Mao çok doğru bir görüşü uygun olmayan bir zamanda gündeme getirmekle büyük bir hatalar zincirini başlatmıştır.

Mao’nun en büyük endişesi komünist partinin kemikleşmiş bir kuruma dönüşmesiydi. Başka bir deyişle parti, bürokrasinin adeta bir sınıf kuvvetine dönüşebilirdi. Mao, partinin bir “bilen özne” olmasına karşıydı.  Mao, Kültür Devrimi’nin başlamasından çok önceleri sosyalist sanat ve kültüre yönelik ateşli çağrılar yapmıştı ve parti yetkili kurullarını “imparatorların, kralların, bakanların ve generallerin bakanlığı”, bir “akademisyenler ve estetikçiler bakanlığı” ve “ölmüş yabancı bir halkın bakanlığı” olarak nitelendiriyordu.

“Üç Cisim Problemi” / Liu Cixin / Bir Netflix dizisi  

Kültür Devrimi yıllarında Çin’de yerden yere vurulan Konfüçyüs, 2000’ li yıllarda ulusal kimliğin önemli bir parçası haline geldi.  

Çinli yazar Liu Cixin ‘in Kültür Devrimi’ni konu alan Üç Cisim Problemi’ne yazdığı sonsözde dile getirdikleri belki de hâlet-i ruhiyesinin hakiki ifadesidir: “Tıpkı gölgemi ardımda bırakamadığım gibi, gerçeklikten de kaçıp onu geride bırakamam. Gerçeklik her birimize silinmez damgasını vurur. Her çağ, o dönemi yaşayanların üzerine görünmez prangalar koyar ve ben ancak zincirlerimin içinde dans edebilirim.”  

“Çin demokrasiye dönüşecek olsaydı, dünya cehenneme dönerdi. (…) Gerçek şu ki: Eğer yarın Çin’in Başkanı olacak olsaydınız, şimdiki başkanın yaptığının aynısını yapmaktan başka seçeneğiniz olmadığını görürdünüz” diyerek rejime desteğini ifade eden Lui, Obama’nın da desteğini almıştı.  

Netflix dizisi vesilesiyle pek çok ülkede aniden gündeme gelen Liu Cixin’in “Üç Cisim Problemi” aslında 2014’te İngilizce çevirisinin yayımlanmasından itibaren dikkat çekmiş bir eser. Dönemin Başkanı Obama‘nın “çılgınca yaratıcı” diye nitelediği bu kitabı Mark Zuckerberg Facebook’ta milyonlarca takipçisine önermişti. 2015’te en iyi bilim kurgu eserlerine verilen Hugo Ödülü’nü aldıktan sonra ciddi bir fan kitlesi bile oluşturabilmişti.  

Dizi, Kültür Devrimi (1966-1976) döneminde Mao‘nun Kızıl Muhafızları tarafından “gerici” olarak yaftalanan bir fizik profesörünün darp edilip öldürülmesi ile başlıyor. Bu olay babasının öldürülmesine şahit olan astrofizikçi kızının insanlığa/uygarlığa olan inancını kaybetmesinin ve yakındaki güneş sistemindeki uzaylıları “davet etme“sinin temel nedeni olacaktır.    
Obama Liu Cixin ile 2017’de Pekin’de.  

Rus Devrimi’nin itici gücü Bolşeviklerdi, bizzat komünist kadrolardı. Çin’de ise Mao bu gücü kitleleri harekete geçirerek onlara vermek istemiştir. Kültür Devrimi bu temelde adeta parti ve kitleler arasındaki bir sınıf savaşımı şeklinde cereyan etmiştir. Mao, partide tespit ettiği revizyonist, kapitalist eğilimleri kitleleri harekete geçirerek kırmak istemiş, ancak öncülüğünü gençler ve askerlerin çektiği bu yığınlar Mao’nun politik direktiflerini çok kaba ve yüzeysel bir şekilde hayata geçirmişlerdir. Kültür Devrimi, giderek kontrollü bir iç savaşa dönüşmüştür. “Dörtlü Çete” tabiriyle anılan grubun, Kızıl Muhafızların ve “Örgüt 516” gibi çeşitli isyancı öğrenci-işçi gruplarının simgesi oldukları sol-Maoist çizgi, bizzat Mao Zedong sayesinde varlık bulmuş, onun tarafından teşvik edilmiştir. Fakat sonunda onun tarafından sol sapma denilerek en az sağ-Maoizm kadar eleştiriye tabi tutulmuşlardır.

Mao’nun Kültür Devrimi’ni başlatırken ortaya koyduğu görüşler devrimcidir. Mao’ya göre kendini “başarılmış” sayan, bu anlamda “kurumlaşan” devrim, sosyalist özüne yabancılaşmaktan kendini kurtaramaz. Mao’nun ÇKP de gördüğü, mücadele edilmesi gereken olumsuz manzara buydu. Birçok devrimin başta Sovyet devrimi, yerleşik rejimler haline dönüştükten sonra devrimci enerjisini yitirerek yozlaşmış bürokratik yönetimlere dönüşümünü Mao çok iyi tespit etmiştir. Devrimci komünist hareketlerin birer “kurumsal parti ve rejime” dönüşmesi reel sosyalizmden çıkarılacak dersler içinde temel bir konudur. Mao çok önceden bu tehlikeyi sezmiş, mücadele etmiş ancak başarılı olamamıştır. Mao açısından diğer bir önemli mesele, ÇKP içindeki milliyetçi devrimcilerin varlığıdır. Genel olarak emperyalizme ve feodalizme karşı savaşmak için partiye katılmış olan bu kimseler, toprak reformu ve dış bağlantıları olan kapitalist sanayinin kamulaştırmasına hoşgörüyle yaklaşsalar da tarımın kolektifleştirilmesi ve Çin’in milli sermayedarlarının mallarına el konulması gibi politikalardan müthiş rahatsızlık duyuyorlardı. Bu durum ileride parti içinde giderek büyüyecek olan çatlağın bir habercisiydi. ÇKP içindeki sınıf mücadelesinin çok temel bir ayrışma noktasıdır bu. Sonuçta bu mücadeleden ‘zaferle’ çıkan Deng şahsında milliyetçi devrimci  hizip olmuştur. ÇKP içindeki devrimci milliyetçiler komünistleri mağlup etmiştir.

Kültür Devriminin 10 yıllık dönemine dair ana akım Ortodoks anlatıların, bu süreci “büyük bir felaket” olarak görmesi son derece tehlikeli ve yanıltıcıdır. Kültür devrimini  “büyük bir felaket”,  Deng Xiaoping dönemini “ekonomik bir mucize” olarak değerlendirilmesi Batı kamuoyu ve yeni kuşak Çin toplumunda nerdeyse bir klişe halini almıştır. Bu anlatılar ilk olarak Mao sonrası dönemi takiben, eskisine kıyasla çok daha kötü şartlarda yaşamak durumunda kalan milyonlarca insan olduğu gerçeğini örtbas etmektedir. İkinci olarak Mao döneminin iktisadi başarılarının, sonraki gelişimin de önünü açmış olduğunu inkâr etmektedir. Kültür Devrimi’nin sonuna, 1979’a gelindiğinde ülkede 800 bin sanayi işletmesi ve yaklaşık 90 bin hidroelektrik santrali olması Deng’in sonraki ekonomik başarılarını hazırlayan bir zemindi.

“Kültür Devriminde birçok insan küçük düşürülmüş, darp edilmiş, keyfi şekilde alıkonulmuş, malından ve hatta canından edilmiş olduğu tartışmasız bir gerçektir. Görünen o ki aslında Mao dönemine ilişkin meselelerin dengeli bir muhasebesinin yapılması, birçoğunun yeniden incelenmesi gerekir.” (Çin’in Geçmişi İçin Mücadele / Mao ve Kültür Devrimi / Mobo Gao)

Mobo Gao bu konuda şöyle diyor: ”Mao’nun şehirlerde yaşayan seçkinlerin kol emeğine dayalı üretim faaliyetlerini tecrübe ederek halkın yaşadığı zorlukları kavramaları, batı emperyalizmi tarafından ‘çalışma kamplarında zorla alıkonulma’ olarak değerlendirilirmiştir. Ancak Çin’de meslekler arasında eşitlik soyut bir düşünceden ibaret değildir. Şehir ve kırda yaşayan insanların, mesela bir çiftçi ile mühendisin maaşları arasında hiçbir zaman uçurum olmamıştır. O yüzden Mao’nun Kültür Devrimi sırasında sınıf gerçeğini görsünler, Çin toplumunu tanısınlar, yoksulluk neymiş tanık olsunlar diye şehirli çalışanları zorla kırsala göndermesi çok anlamlı bir dönüşüme hizmet etmemiş, en hafif deyimle tarihe ideolojik bir zorbalık ve angarya olarak geçmiştir.“

Eşitsiz koşullarda doğan ve yaşayan dezavantajlı toplum kesimlerinin maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanmasında Mao’nun yaratmaya çalıştığı ‘toplumsal seferberlik’, aslında demokratik bir yöntemle bağdaşmadığı gibi sosyalist bir öze de sahip değildi. 

Kültür Devrimine yönelik eleştiriler o kadar acımasız ve haksızdır ki, bunların bir an doğru olduğunu düşünürsek, o zaman Çin’de sosyalizmin Sovyetlerden çok önce Deng ile birlikte çöktüğünü söylemek gerekirdi. Kapitalist cenahın Maoist mirasın tamamını karalayan kavramsallaştırması ile Deng ve sonrası kapitalist yolcuların Kültür Devrimine yaklaşımı arasında çok büyük fark olmaması kabul edilemez bir durumdur. Örneğin “Mao’nun şehirlerde yaşayan seçkinlerin kol emeğine dayalı üretim faaliyetlerini tecrübe ederek halkın yaşadığı zorlukları kavramaları Batı emperyalizmi tarafından ‘çalışma kamplarında zorla alıkonulma’ olarak değerlendirilirken” Deng sonrası ÇKP bu sözleri özüne dokunmadan farklı cümlelerle tekrarlamıştır. “Siyasi ve kültürel seçkinlerin manasızca mağdur edilmesi” demişlerdir. (Mobo Gao)

“YARA İZİ EDEBİYATI”

“1980’lerin son yıllarından bu yana kaleme alınan anı, otobiyografi ve biyografilerin çoğu, Kültür Devrimi’ni on yıllık bir kaos veya facia süreci, hatta ‘Holokost’ olarak tanımlamaktadır. Kültür Devrimi’nin bütün deneyimleri kötü bir rüya derekesine indirgenebilir mi sahiden? İyi de kafası çalışan aklı başında milyonlarca Çinli ne yapıyordu bu yıllarda? (…)”

“Genel olarak Mao dönemine, özel olarak da Kültür Devrimi’ne dair anı ve otobiyografileri kaleme alanlar bu dönemdeki deneyimlerini acı, lanet, hatta dehşet ile anımsarlar; adeta bir kâbustan yeni uyanmış gibi. Geçmişi günümüzün söylemi aracılığıyla inşa etme bağlamında Kültür Devrimi’ni kâbus olarak hatırlamak; başta ABD olmak üzere,  Batıyla onun değerleriyle ve yaşam tarzıyla özdeşleşme arzusuyla bağlantılıdır. (…)”

“Kültür Devrimi’nin hemen sonrasında ‘yara izi edebiyatı’ diye bir şey ortaya çıkmıştı. Bu akım, Kültür Devrimi sürecinde kırsala ya da devlet çiftliklerine gönderilen eğitimli gençlerin tanıklıklarını aktaran kısa hikâyelerden oluşuyordu. Yara izi edebiyatının ortaya çıkışı, Kültür Devrimi’nin gerek ülke içinde gerekse dünya çapında lanetlenesi bir tarih kesiti olarak anılmaya başlanmasının işaret fişeği olmuştu. Bundan kısa bir süre sonra ortaya çıkan ‘mülakat edebiyatı’ adlı bir başka akım da Kültür Devrimi’nin ve Mao döneminin suçlanarak yadsınma sürecini hızlandırmıştı.” (Mobo Gao)      

T24 de Çin üzerine sürekli yazan Cevdet Kadri Kırımlı, Kültür Devrimi’nin ekonomik maliyetinin, Çin devlet sektörünün 1949’dan 1979’a kadar biriktirdiği tüm sabit varlıkların değerinden fazla olduğunu söylemektedir. Verilen bu ciddi ekonomik kayıp, Kültür Devrimi’nin her ne kadar haklı ideolojik kaygılarla harekete geçmiş olsa da ekonomik planda başarısız olduğunu göstermektedir. Mao akıntıya karşı yüzme cesaretini gösterirken, Deng Xiaoping “Taşları hissederek nehri geçmek” pragmatizmiyle eski kuşak komünizmine en büyük darbeyi vurmuş oluyordu. Bu anlamda Batı emperyalizmi Mao’nun ölümüyle Çin tarihinde bir çağın sonunun geldiğini söylerken gerçeği ifade etmektedir. Mao’nun bürokratizme karşı sahaya sürdüğü gençler sonuçta isyan ettikleri şeyin içinde kısılıp kalmışlar, Mao’nun devlet mi Sovyet mi seçeneğinde devleti seçmesiyle yalnız bırakılmışlardır.

Bu bölümü ÇKP Merkez Komitesinin Mao ve Kültür Devrimine ilişkin sözleriyle bitirelim:

“Yoldaş Mao Zedong, büyük bir Marksist ve büyük bir proleter devrimci, stratejist ve teorisyendi. Kültür devrimi sırasında büyük hatalar yaptığı doğrudur, ancak faaliyetlerini bir bütün olarak değerlendirecek olursak, Çin devrimine katkıları hatalarından çok daha fazladır. Onun erdemleri birincil ve hataları ikincildir.”


Yazının birinci bölümü için: Çin Devrimi’nin 77. yılında, “Mao Zedong Düşüncesi” üzerine – Ali Güvendik