Geçtiğimiz yıllar Ortadoğu sahnesinde tarihin akışının değişebileceği veya değiştiği birçok süreç yaşandı. Mısır, Tunus, İran, Suriye, Irak, Türkiye gibi birçok ülkede ayaklanmalar, isyanlar meydana geldi. Kürt Özgürlük Hareketi ise böylesi bir dönemde hazırlığı ve cesaretiyle, Suriye’de dış müdahaleler sonucu gelişen iç savaşla oluşan boşluğu değerlendirdi, Rojava’da devrime yürüdü. Cihatçı-selefi çetelerin saldırıları ve ona karşı geliştirilen direniş ile birlikte tüm dünya devrimci-demokratlarının, kendine insanım diyenlerin kalbinin attığı bir yer haline geldi. Bu süreçte hem Türkiye’den hem de dünyanın birçok yerinden enternasyonalist devrimciler, devrimi savunmak için Rojava’ya akın etti.
Rojava Devrimi’ni savunmak en azından Türkiye’li devrimciler için bir turnusol kağıdıydı. Rojava’nın her türlü desteğe, dayanışmaya ihtiyacı vardı, onu ayakta tutacak olan savaşçısından yurtseverine Kürt halkının direnme kapasitesi, Türkiye ve dünya halklarının dayanışmasıydı. Ve Türkiyeli devrimciler için dünyanın herhangi bir yerindeki –örneğin Küba ve Filistin’deki- devrimcilere, direnen halklara enternasyonal selamlar göndermek kolaydı. Tutarlı olmak içinse ölçü, yanı başında gerçekleşen bir devrimle, katliam ve soykırımla karşı karşıya kalan Kürt halkının direnişi ile ne kadar ilişkilendiğin, enternasyonal dayanışma sergilediğindi.
İşte böylesi bir zaman diliminde kimi Türkiye’li devrimciler, Gezi ayaklanmasındaki yetersizliklere çarparak hem farklı deneyimler elde etmek ve bunu ülkeye taşımak hem de enternasyonal bir tutarlılık gereği Rojava’ya gittiler.
Geçtiğimiz günlerde dijital medyada Rojava Devrimi üzerinden bir tartışma başladı. Kimi kendini bilmezler “Sol örgütler, Rojava’ya gitti de ne oldu, en sonunda HTŞ’ye teslim oldular, bunun için mi Rojava’ya gittiniz?” gibi çocukça bir mantık yürüterek tartışma yürütüyorlar.
Bu akıl yürütmeye göre kimse başarısı garanti olmayan bir eyleme girişmemelidir. Veya yaptığı eylem başarısızlıkla sonuçlandığında bu onun yaptığı eylemin yanlışlığına kanıt olmalıdır. “Burjuva rasyonalitesinin” içerisinden kurulan bir mantığın ulaşacağı sonuç zaten budur. Oysa sonucu garanti olan hiçbir eylem yoktur; eğer biz laboratuvar koşullarında bir eylemi kurgulamıyorsak… Devrimler de öyledir, bir devrim yenilgi ile sonuçlandığında, ne o devrime kalkışanlar ne de o devrime katılanlar hata etmiş olur. Olsa olsa bu yenilginin nedenleri üzerine kafa yorar, dersler çıkarır ve yeni devrimlere, ülke devrimimize yürümek için deneyim biriktirmiş oluruz.
25 Ağustos’ta Rojava özerk yönetiminin tüm kurumları ve QSD feshedildi, Colani’nin başında olduğu Suriye devletinin kurumlarına entegrasyon süreci tamamlandı. Bu sürece, Özerk yönetime karşı Ocak ayında, uluslararası bir konseptin parçası olarak geliştirilen tasfiye saldırısı karşısında alınan askeri ve siyasi yenilginin sonucunda gelindi. Elbette bu yenilgiye zemin oluşturan ideolojik-siyasi kırılmayı görmüyor değiliz. Özerk yönetimin tüm kurumlarının feshedildiği, ekonomik tüm kaynakların merkezi devlete devredildiği, anadilde eğitimin dahi tartışılır hale geldiği ve seçmeli ders derekesine indirildiği bu koşullar, açık ki devrimin kazanımlarının tasfiyesi anlamına geliyor. Diğer yandan Kürt halkı alabildiğine geriletilmiş de olsa ulusal demokratik talepleri uğruna mücadeleyi sürdürüyor ve bu mücadelenin sahiplenilmesi de devrimci bir sorumluluktur.
Rojava’da yaşanan süreçlere eleştirel değerlendirmelerimiz mevcut. Görmek isteyen yayınlarımızdan bunu rahatlıkla görebilir. Fakat bu yazının amacı, Rojava Devrimi’nin yaşadığı yenilgiye dönük eleştirel değerlendirmelerden çok; bugüne kadar sırtında yumurta küfesi taşımayan, yanı başında yaşanan devrim süreci için parmağını bile kıpırdatmayanların, söz konusu dijital medyada beğeni almak olunca, mangalda kül bırakmayıp saldırganca açıklamalarına cevap vermektir.
Çokça bilinen bir gerçektir. Eğer bir devrim bölgedeki ve hatta dünyadaki diğer devrimlerle desteklenmez ve sosyalist bir ağ oluşturulmazsa, başta emperyalistler olmak üzere gerici tüm odakların saldırıları ile karşı karşıya kalır ve bunun sonucu en iyi ihtimalle kendi içine kapanır, kötü ihtimalle de yıkılması kaçınılmazdır. Devrimler tarihini inceleyenler bunu rahatlıkla görebilir. Sovyetler başka sebepler olmasının yanında devrimin dünyaya yayılamaması sonucu kendi içine çöktü. Küba hala ayaktaysa da yeterli kaynakları olmaması dolayısıyla emperyalist kuşatmaya karşı halkın yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldiği için kapitalist revizyona kapılarını açtı. ABD’nin yanı başında olması dolayısıyla sürekli tehdit altında. Ona destek olacak, onu savunacak bir Sovyetler yok artık. Düz mantık işlettiğimizde yıkılan tüm sosyalist deneyimlere “devrim değildi” mi diyeceğiz? Düz mantıkla, Rojava’da 14 yıl yaşanmış olan halkçı demokratik devrimin oluşturduğu parantezi mahkum edenler dünya devrim tarihini de mahkum etmiş olacaklardır.
Oysa biz eğer gücümüz varsa dünyanın neresinde olursa olsun gelecekte gerçekleşecek devrimci süreçlere yönümüzü çevireceğiz veya olduğumuz yerden eylemler geliştirerek bu devrimleri toplumsal gündeme taşıyacak, o enternasyonal ruhu yeniden yeşerteceğiz. O ruhu yeniden yaratmak gerekiyor; zira bugün en çok ihtiyaç duyulan şey devrimcilik iddiasında olanların kalbinin devrimle atmasıdır.
Bir devrim geldiği son fotoğraf karesi üzerinden değerlendirilemez. Bu mantığa göre “Sovyetler kapitalizme teslim oldu. O zaman Ekim 1917’de yaşanan da bir devrim değildi. Çin, Küba, Vietnam kendini kapitalizme açtı ve orada yaşananlar da bir devrim değildi.” Başta söylemek gerekir; pirüpak, ideal bir devrim, dünyanın hiçbir yerinde gerçekleşmemiştir ve hiçbir devrimin de önden garanti belgesi yok. Ancak “steril solcular” bunun tersini iddia edebilir…
Şunu da not düşmekte fayda var. Devrimcilik risk işidir. Elbette bu hesapsızlık anlamına gelmez. Ama “Devrim için savaşmayana da sosyalist denmez.” Bu devrimciliğin amentüsüdür. Bu bağlamda Türkiye’li devrimciler Rojava’ya garanti bir başarı üzerinden değil, kimi riskler alarak gittiler. O zamanlar bilindiği üzere Kobani “düştü düşüyor”du. Daiş çeteleri tarafından çembere alınmıştı. Kobani’de 70-80 savaşçıdan söz ediliyordu.
Garanti altına alınmış bir başarı yoktur. Garanticiliğin hareketsizliğe ve pasifizme götüreceği aşikardır. Sen çabalarsan, dünyanın savaş gerçekliğine göre örgütlenirsen başarıya ulaşabilirsin. Elbette her şey de öznel koşullara bağlıdır anlamında söylemiyoruz bunu.
Ahmet Kaya’nın türküsünde geçtiği gibi “Avunmak elbette kolaydır… matbaalarda, Ve kongre zabıtlarında dünyayı tazelemek…” Bugün bu dizelere, “avunmak elbette kolaydır twitterda” diye insan eklemeden geçemiyor. Asıl mesele kendini devrime göre ayarlamak ve her adımını ona göre atmaktır. Zira Rojava’da ölümsüzleşen Aziz Güler nam-ı diğer Rasih Kurtuluş yoldaş şöyle diyordu: “Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.” Sadece enternasyonal dayanışma için değil, kendi deyimiyle “Ateş taşıyıcısı” olmaya gelmişti Rojava Devrimi’ne diğer yoldaşları gibi. Rojava Devrimi’ne saldırı gerçekleştiğinde doğrudan Suruç-Kobani sınırına atmıştı kendisini ve telleri aşmıştı. Bedreddin Akdeniz boşuna İnce Memed adını seçmemişti Rojava’ya geldiğinde. O nerede bir devrim sancısı varsa atını hep oraya sürenlerdendi. Özge Aydın doktorluk üzerinden, sistem içinde bir hayal kurmadı ve öncüsü Doktor Che’nin ayak izlerini takip etti ve Ceren Güneş oldu. Tıpkı bir zamanlar Filistin’de deneyim kazanıp ülkeye o ateşi taşıyan Denizlerin izinde hareket ettiler. Şimdi hem Denizlerin Filistin pratiğini övüp, Denizlerin Filistin fotoğraflarını, kimliğini paylaşıp hem de Türkiye’li devrimcilerin Rojava Devrimi ile kurduğu ilişkiyi böyle üslupsuzca değerlendirmek en iyi ifadeyle tutarsızlıktır, ikiyüzlülüktür. Ama bunun dijital medyada hesap vermeksizin, popülist kaygılarla, ulusalcı damarı da barındıran, kendi tutarsızlıklarını teorize eden yanlarını da görmüyor değiliz. Çünkü Türkiye’de ezen ulus damarı çok güçlü. Misalen Filistin ve Küba ile dayanışma göstermenize kimse bir şey demez. Ama mesele Kürtler olunca işler değişir. Popülist ve ulusalcı kaygılarla hareket edenler de “cici çocuk” olduklarını göstermek için Rojava’da devrim mücadelesini yükseltmeye gidenleri topa tutarlar.
Uzatmayalım, enternasyonalist devrimciler, hala nerede bir devrim sancısı varsa atlarını oraya sürmeye, ateş taşıyıcı olmaya; düzen içinde yaşar kalmaya değil, yeni bir yaşam kurmak için mücadele etmeye devam edecek…
