Sırbistan’da 25 Ekim 2026’da erken genel seçim yapıldı. Öğrenci hareketi %52,54 oy alarak iktidardaki İsrail yanlısı SNS koalisyonunu (%39,29) mağlup etti ve Vučić’in 12 yıllık hükümetine son verdiği görülüyor.
Sırbistan’da 1 Kasım 2024’te Novi Sad tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesiyle 16 kişinin hayatını kaybetmesi, ülkenin son yıllardaki en büyük toplumsal hareketlerinden birini başlattı. İnşaatın denetiminden ihalelere, devlet görevlilerinin sorumluluğundan iktidarla iş yapan şirketlerin ilişkilerine kadar uzanan soruları gündeme getirdi. Aleksandar Vučić yönetimine karşı biriken hoşnutsuzluk, bu olayın ardından sokaklara taşındı.
Üniversitelerde başlayan blokajlar zamanla kitlesel gösterilere dönüştü. Öğrencilerin çağrılarına öğretmenler, akademisyenler, çiftçiler ve çeşitli işçi grupları destek verdi. Hareketin genişlemesi, Novi Sad’daki ölümlerin yarattığı öfkenin çok daha eski toplumsal sorunlarla giderek birleşti.
Sırbistan’da özelleştirme politikaları, düşük ücretler ve kamu kaynaklarının yağmalanması uzun yıllardır sürüyordu. Katmerleşerek süren işçiler için düşük ücret ve kötü çalışma koşulları, çiftçiler üretim maliyetlerinin artması, gençler ise eğitimden sonra karşılaşacakları diplomalı işsizlik hükümete karşı öfke biriktirdi. Novi Sad faciası, devletin yatırım kararları, kamu ihaleleri ve sermaye arasındaki ilişkilerin sorgulanmasına neden olduğu anlaşılıyor.
“Öğrenci Planı”
Hareketin en geniş ortaklığı Vučić iktidarına karşı çıkış haliyle bu durum, farklı siyasal eğilimlerin aynı hareket içinde yer almasını kolaylaştırdı. Hükümet karşıtlığı ile ortaklaşan bu kesimler doğal olarak, ücretlerin nasıl belirleneceği, özelleştirilen işletmelerin geleceği, yabancı sermayeye verilen teşvikler ve kamu kaynaklarının hangi sınıfların ihtiyaçlarına göre kullanılacağı gibi konularda aynı açıklıkta ortak bir program ortaya çakartamadılar, çıkartamazlar da.
Çıkan programda devlet-mafya ilişkisini bitirme, yolsuzluğu önleme, kamuda liyakat vb. konularla beraber esasa ilişkin liberal-reformist anlayışa.
Özel mülkiyet ve girişimcilik, ekonomik büyümeyi “bilgi ekonomisine ve yerli üretime desteği” hedeflerken, somut olarak “yerli girişimcilere, çiftçilere ve start-up şirketlerine destek” vaadiyle ortaya koyuyor.
Planın “planlı gelişme” vurgusu ise sosyalist planlamadan değil, “rekabetçi piyasa ekonomisinin planlı gelişimi” (sanki imkânı varmış gibi) ibarettir. Plan, “dengeli ve planlı bir rekabetçi piyasa ekonomisi gelişimi” ni açıkça savunuyor ve bunu “Sırbistan’ın ve vatandaşlarının çıkarlarına” dayandığını söylüyor her burjuva hükümet gibi. 1
Seçimleri kazanan öğrenci adaylarından bazıları övülürken bazıları için de şöyle söyleniyor:
“Maalesef bunların yanı sıra işçileri işsiz ve onursuz bırakan bir sistemin parçası olanlar da bulundu. Yakın zamanda işverenlerle sosyal diyaloğu simüle eden sendika sisteminden kişilerin öğrenci listesinde ortaya çıkması, çeşitli yönetim kurullarında yer alması ve dolayısıyla bilinçli veya bilinçsiz olarak soygun geçişine katılması bizim için özellikle endişe vericidir.”
Öğrenci Planı Programın giriş bölümünde “Tek bir seçim döneminin on yıllardır yıkılan her şeyi düzeltebileceğine söz vermiyoruz” denilerek, dönüşümün sınırları baştan kabul edilmiş. Program bütünden sınıfsal bir perspektiften zaten yoksundur. Yolsuzlukla mücadele ve liyakat gibi talepler, sosyal refah önlemleri “tepeden” bahşedilen reformlar olarak sunuluyor. Programın “halkın iradesi” ve “kuralların değiştirilmesi” vurgusu, kapitalist devletin sınıf karakterini değil, yine burjuva demokrakrasisi sınırlarındadır. Bu nedenle hareket, hükümete karşı geniş bir burjuva demokratik ittifak olarak işlev görmekle birlikte, sosyalist bir dönüşümün öznesi olmaktan uzaktır. Program, kapitalist sistem içinde bir hegemonya ve yönetim krizine verilen reformist bir yanıt olduğu açık. Genel olarak, devleti onu hukuk ve liyakat temelinde yeniden düzenlemeyi hedefleyen “demokratik cumhuriyetçi” bir perspektife sahip.
Özne Yoksunluğu
Özne yoksunluğu, “Öğrenci Planı”ndaki programın değişim aracı tanımında da kendini gösterir. Program, dönüşümü “seçimler”, “meclis”, “bağımsız yargı” ve “özel savcılık” gibi mevcut devlet aygıtının içinde ve onun aracılığıyla gerçekleştirmeyi hareket etmesiyle beraber “Halkın iradesini gerçekten yansıtan bir Ulusal Meclis” için mücadele edildiği belirtiyor ancak bu meclisin hangi sınıfsal çıkarları temsil edeceği, üretim araçlarının mülkiyetini nasıl dönüştüreceği programın konusu bile değil. Değişimin öznesi, sistemi dönüştürecek bir güç değil, sistemi “doğru işletecek” kurumları “liyakat” temelli şekillendirmeyi hedefliyorlar her reformist bir çerçevenin kaçınılmaz sonucudur bu zaten.
Dünya’da isyanların arttığı böylesi bir evrede genel olarak hareketler içinde hegemonyayı sağlamış olan komünist parti yoksunluğu ve ihtiyacı gün geçtikçe artıyor. Bu yoksunluk, patlak veren isyanların kaçınılmaz olarak reformist sınırlara sıkışmasına, biriken öfkenin seçim sandığına, “daha adil kurumlar” talebine ya da hükümet değişikliğine kanalize olmasına yol açıyor. Hareketler ne kadar kitleselleşse de, sınıf bağımsızlığını savunan, işçi sınıfının çıkarlarını diğer toplumsal katmanların talepleriyle birleştirebilen ve siyasi hegemonyayı kurabilen bir öncü partinin yokluğu, mücadelenin kapitalist devlet aygıtını parçalamak yerine onu “düzeltmeye” çalışmasına neden oluyor. Bu nedenle ihtiyaç, yalnızca daha fazla eylem veya daha geniş ittifaktan önce hareketlerin içinde hegemonya kurabilen, kitlelerle organik bağ kurmuş bir komünist partidir.
Sırbistan örneği bize bunu bir kere daha göstermiş oldu. Öğrenci hareketi kitlesel bir demokratik ittifak olarak hükümeti sarstı, ancak program piyasa ekonomisini, özel mülkiyeti ve kurumsal reformizmi aşamadı. Sıbistan’daki komünistler ise ya jeopolitik çizgilere savruldu ya da hareketin peşine takıldı. Devrimci özne yoksunluğu, tam da burada, hareketin öfkesini sosyalizme bağlayacak partinin yokluğunda görünmüş oldu. İşçi sınıfı içinde kök salarak, demokratik talepleri devrimci bir programa bağlayan ve hareketler içinde hegemonya kuran bir partiyi inşası zorunluluğu içinden geçtiğimiz bu dönemde tamamlamamız gereken görevin en başındadır.
