Che Guevara, 9 Ekim 1967 tarihinde Bolivya’da öldürülmüştür. 8 Ekim 1967’de Bolivya ordusu tarafından yaralı olarak yakalanmış, ertesi gün La Higuera köyünde infaz edilmiştir. Ernesto Che Guavera sadece büyük bir enternasyonalist değil, o aynı zamanda sosyalist inşaya dair çok özel görüşleri olan bir marxistti. Onun bu ekonomi-politik görüşleri dönemin dünya komünist hareketleri tarafından deyim yerindeyse hasıraltı edilmiştir. Ölümünün 60.yılında onu daha çok az bilinen bu yönüyle anmak istedik. Bu yazıyı hazırladığımızda Sendika.Org’ta da aynı konunun işlenmesi güzel bir tesadüf oldu. Orada yazılan makale ile kendi yazımızı birleştirmeyi uygun bulduk.
Che’nin ‘60’lı yıllarda sosyalizmin ekonomi politiği üzerine yürüttüğü “Büyük Tartışma” hakkında Erdoğan Ateşin Sendika.Org’ta ufuk açıcı bir makale kaleme almış. Ateşin Che’nin Sovyet merkezi planlama anlayışında tespit ettiği zaafları bize yeniden hatırlatırken, buradan yola çıkarak günümüz Marksist ekonomi politiği üzerine verimli bir tartışmanın yolunu açıyor. Ateşin’in özellikle değer yasası üzerine yaptığı çözümlemeler gayet önemli. Reel sosyalizmlerde değer yasasının kapitalist özüne dokunmadan onun yalnızca malların değişiminde kullanılan teknik bir hesaplama aracı olarak görülmesini eleştirmesi çok doğru. Öte yandan Che’nin 1960’larda ortaya koyduğu temel düşüncenin sosyalizmi “kapitalizmin devletleştirilmiş biçimi” haline getirmeme uyarısı olduğunun altını çizmesi bir diğer önemli belirleme. Ateşin;
“Kapitalizmin mülkiyetini kaldırmak yetmez; kapitalizmin toplumsal hareket biçimini de aşmak gerekir. Ve belki de 21. yüzyılın Marksist ekonomi politiğinin önündeki en büyük teorik görev tam olarak budur: Değer yasasının kapitalist egemenliğini aşabilecek, üretici güçlerin bugünkü gelişmişlik düzeyine uygun, demokratik, ekolojik ve toplumsal ihtiyaç temelli yeni bir planlama teorisi geliştirmek. Che’nin 1960’larda açtığı tartışma, bu nedenle kapanmış değildir. Tersine, yapay zekâ, otomasyon ve küresel üretimin yükseldiği çağda yeniden başlamaktadır.” Derken Che’nin Büyük Tartışmasının güncelleştirilmesi çağrısı yapmaktadır.
Küba devrimi sosyalist kampın varlığında gerçekleşmiş bir devrimdi. 26 Temmuz Hareketi emperyalizm ve proleter devrimlerin çağının en canlı döneminde iktidarı ele geçirmiştir. Ekim devrimi gibi emperyalist kampın karşısında kendini yalnız bulmamıştır.
Küba devrimi, ekonomide Sovyet merkezi planlamasını gözü kapalı kabul etmemiştir. Che’ nin bizzat ziyaret ederek gördüğü Sovyet, Çin ve Yugoslavya deneyimlerine yönelik eleştirileri vardır. Yugoslavya’nın “öz yönetim” modelinde kar getirmediği için kapanan fabrikaları ve işletmeler arası rekabeti gördüğü için değer yasasının yürürlükte olduğunu tespit etmiş; Çin’deki “piyasa sosyalizmi” ni ise çok daha açıktan kapitalizmin restorasyonu olarak gördüğü için bu modellerin Küba’ya uygun olmadığını açıklamıştır. Sovyet modeli konusundaki eleştirilerini ise SSCB’nin devrim sonrası enternasyonal yardımlarından dolayı ön plana çıkarmadan sadece içeride dile getirmiştir. Bu konuda tafsilatlı ekonomi notları çok sonradan eşi tarafından kamuoyuna yazılı olarak neşredilmiştir. Bizim de referans kaynak olarak yararlandığımız Kübalı Elen Yaffe ’nın “Che ve Devrimin Ekonomisi” kitabı bu notlardan bahsetmektedir. Bu notlarda Che Küba’ya özgü kendi sosyalist ekonomik modelini (Bütçesel Finans Sistemi) tasarlarken Sovyet merkezi planlamasını (“oto- finans sistemini”) eleştirmiştir.

Che, “Bu eleştirileri devrimden hemen sonra yapamazdım çünkü o dönemde Sovyetlerin büyük yardımları karşısında bu doğru olmazdı” demektedir. Ancak 1966’da, “eğer büyük bir siyasal değişiklik yapılmazsa Sovyetler Birliğinde kapitalizmin geri döneceğini” söylemiştir. ( Elen Yaffe)
Che ekonomi notlarında SSCB ve “halk demokrasileri” ülkelerindeki temel problemin sosyalizmin inşasında salt ekonomiye odaklanılması olduğunu ileri sürer. Refah düzeyi, halkın satın alma gücü ve rekabet odaklı bir sosyalist gelişimin “modern kalkınmacılığın ötesine geçemeyeceğini, kitlelerin sosyalist bilince sahip olmadığı koşullarda hiçbir maddi ve manevi özendiricinin de işe yaramayacağını” söylemektedir.
Che kapitalizmi Marks’ı çok iyi okuyarak tahlil eden bir sosyalist liderdir. İçinde piyasa, metalaşma, arz-talep, rekabet, kar, faiz, bireysel çıkar vb. kapitalist unsurlardan her hangi birinin var olduğu bir sistemin sosyalist inşayı gerçekleştirebileceğine inanmamaktadır. Che’nin düşüncesine göre kapitalizmin unsurlarıyla inşa edilmeye çalışılan sosyalizm, sosyalizmden geri dönüş tehlikesi içeren ”melez bir sistemdir”. Che, “Eğer komünizm bilinç olgularını ihmal ederse, belki bir bölüşüm aracı olmaya yarar ama devrimci manevi değerleri artık ifade etmez” derken bu konudaki görüşlerini çok yalın olarak ifade etmektedir.
Helen Yaffe, 1963’de Küba için hangi ekonomik sistemin uygun olduğuna ilişkin “Büyük Tartışma “ adı verilen Kübalı komünistlerin iç değerlendirmelerinde iki çizgi olduğunu yazar. İlki Che’nin bağımsız devrimci Küba çizgisi, diğeri ise devrimin ikinci ortağı Sosyalist Halk Partisi’nin (SHP) “daha fazla Sovyetler” çizgisidir. Che şeker üretiminin azaltılıp endüstrinin gelişimini desteklerken diğer kanat sanayiden önce şeker üretimini daha da artırmayı; Che manevi özendiricileri SHP ise maddi özendiricileri öne çıkarmayı ve son olarak Che sosyalist inşada antikapitalist yöntemleri, SHP ise yeni sömürge bir ülkede önce kapitalist yolun tamamına erdirilmesini savunuyordu. Guevara ‘nın görüşüne göre, devlet değer yasasını zayıflatmalı ve halk arasında toplumsal görev duygusu geliştirmek için gönüllülüğü teşvik etmelidir.
Büyük Tartışma, Guevara ‘nın 1965’te Küba’yı terk etmesiyle sona erdi. Başlangıçtaki desteğini kaybetti. Ancak 1968’de Fidel Castro, Guevara ‘nın fikirlerinden yararlanan “Devrimci Taarruz” adı verilen reformlarını hayata geçirdi.
Büyük Tartışma, Küba tarihinde tarihçiler tarafından geriye dönük olarak adlandırılan, 1962’den 1965’e kadar süren Küba ekonomik politikasının geleceğinin tartışıldığı bir dönemdi. Devrimci Taarruz ise 1966’da Küba ekonomisinin ahlaki çizgilere göre yeniden düzenlenmesidir. Bu hamlede, Küba propagandası gönüllülük ve üretimi artırmaya yönelik ideolojik motivasyonlarla vurgulanmaya başladı. Diğerlerinden daha üretken olan işçilere maddi teşvikler verilmedi. Kübalı aydınların olumlu bir ulusal ethos yaratmaya aktif olarak katılmaları istendi. Ve Küba Sovyetler Birliği’nden politik olarak daha bağımsız hale geldi ve dış politikasını üçüncü dünya meselelerine odakladı.
Helen Yaffe, sosyalizm için tek ekonomik modelin Che’in ileri sürdüğü “Bütçesel Finansman Sistemi” olduğunu söyler.
Che’nin Arjantinli uyruğu, Küba devrimindeki öncü rolü ve Bolivya’da ölmesi onun imgesini Latin Amerikalılaştırdı. Onu Venezüellalı Simon Bolivar ya da Dominikli Maximo Gomez gibi ulusal sınır tanımayan bir bağımsızlık kahramanı, bir kıta devrimcisi yaptı. Ancak Che sadece bir gerilla lideri ve Enternasyonalist değildi, o aynı zamanda politik ekonomistti. Onun bu yanı bilinse bile Merkez Bankası, Sanayi ve Ekonomi Bakanlığında yürüttüğü görevler esnasında kendisini ekonomi notları (“Bütçesel Finans Sistemi”) yazacak kadar nasıl geliştirdiği pek bilinmez. Che’nin bu kurumların başına gelir gelmez çok zeki bir hamle ile altın rezervini dolara çevirip tüm parayı İsviçre ve Kanada bankalarına yatırması, ABD’nin uyguladığı ekonomik ambargoyu atlatmalarını sağlamıştır. (H. Yaffe)
Che ekonomi ve sanayi bakanlığı görevini öylesine ciddiye almıştır ki kendisine eğitim vermesi için Küba’nın sayılı matematik profesörlerinden birini yanına almıştır. Fidel, merkez yöneticilerle yaptığı bir toplantıda Küba Ulusal Bankasını yönetecek iyi bir ekonomist aradığını söyler. Che elini kaldırır, Fidel şaşkınlıkla Che’ye dönüp “senin bu yönünü hiç bilmiyordum” dediğinde ise Che “Yoldaş ben senin iyi bir komünist aradığını sanmıştım ” der!
SOVYET POLİTİK EKONOMİ EL KİTABININ ELEŞTİRİSİ
“ Che, 1965-66 arasında Sovyet Politik Ekonomi El Kitabı’nın eleştirisini yazarak, sosyalist teoriye önemli bir katkıda bulundu. Notlar Che Guevara ’nın eşi Aleida March tarafından, okyanus aşırı bir ülkede onu gizlice ziyarete geldiği sırada alınıp yasadışı yollardan Küba’ya getirildi. Bu notlar Che Guevara ‘nın 1959 yılı Ocak ayından başlayarak Havana Kalesi günlerinden beri onunla çalışmış olan genç yardımcısı Orlando Borrego Diaz’a verildi. 40 yıl, Borrego bunları kilit altında sakladı. Hiç kimseye yoldaşlarına dahi göstermedi. Bu notlar ne vardı ki kırk yıl boyunca dünya kamuoyundan gizlenmişti?” (Helen Yaffe)
Che bu çalışmayı bitirememiştir. Eğer bitirebilseydi geliştirdiği Bütçesel Finans Sistemi sosyalist ülkeler için alternatif bir geçiş modeli olabilirdi. Che notlarında eleştirdiği Sovyet modelinin (oto finansman sistemi) kapitalizmi geri getirme tehlikesi içerdiğini SSCB ile olan reel politik ilişkilerden dolayı hiçbir zaman kamuoyu önünde dile getirmemiştir. Küba’yı dünyada temsil eden resmi bir hükümet görevlisi olduğu için yanlış anlamalara neden olabilir, Sovyetlerle olan kardeşçe ilişkiler zarar görebilirdi.
Che’nin Sovyet modeli eleştirisi yapıcı ve iyi niyetlidir. Che bu eleştirisinde Sovyet Oto-finansman sisteminin kapitalist ögeler içeren melez bir model olduğunu iddia ediyordu. Che hem SSCB hem de Çin’i kapitalizme geri dönme tehlikesi içeren modellerinden dolayı; “…kaybolan, fakat doğru rotayı bulmak için geri dönmek yerine, yanlış yolda gitmeyi sürdüren uçaklara” benzetiyordu.
Che kendi El Kitabında Sovyet modelini “Marks’ın Kapital’ini adeta İncil gibi okudukları” yönünde eleştiriyordu. “Teorileri başarısızlığa uğradı çünkü Marks’ın varlığını ve kendilerinkinden önceki bütün bir çağı unutmuşlardı. Teorilerini Lenin’e ve yalnızca Lenin’e dayandırıyorlardı. Onun 1920’den sonraki çalışmalarını esas alıyorlardı; oysa bu Lenin’in teorisinin ancak küçük bir bölümüydü.” Derken bir anlamda NEP’in bir geri adım olduğunu bilerek bunu geleceğe doğru uzatma yanlışına düştüklerini söylüyordu. Dahası bunu Lenin’in görüşlerine rağmen yapıyorlardı.
Che 1965 Nisan’ında Küba’dan ayrılmadan önce Fidel Castro’ya yazdığı mektupta Sovyet modeliyle olan uyuşmazlığını, bu konudaki kaygılarını belirtmiştir. Che bu mektubunda Gotha Programının Eleştirisinde Marks’ın sosyalizmi meta kategorilerinin ortadan kaldırıldığı bir dönem olarak tanımladığını hatırlatıyordu. Sovyetler bu meta kategorilerini ortadan kaldırmadan sosyalist inşanın ilk aşamasını, sosyalizme geçiş aşaması- geçtiklerini iddia etmekle büyük bir yanılgı yaşıyorlardı. Che özel mülkiyetin varlığını sürdürdüğü koşullarda sosyalizme geçişin nesnel olarak imkânsız olduğunu söylüyordu. Sonuçta SSCB’deki çalışmalar, varsayım olarak, sosyalist toplumun yasaları gibi kabul ediliyordu. Oysa Che Sovyetlerdeki geçiş sürecini büyük bir ileri görüşlülükle tekel öncesi bir “devlet kapitalizmi” olarak tanımlıyordu. Lenin Sovyet Devrimi’nin ilk aşamasında “ elektrifikasyonu” öne çıkarırken Che komünizme ulaşmak için iki temel çizgiyi, “teknoloji ve bilinci” öne çıkarıyordu

Che, Sovyetler Birliği’nde kapitalizmin restorasyonunu 20 yıl öncesinden öngörecek kadar ileri görüşlüydü. Bu öngörüyü sıkı sıkıya bağlı olduğu Marks’a dayandırması ayrı bir övgü kaynağıdır. Che Marks’ın Kapital’ini her zaman anıtsal teorik bir eser olarak görmüştür. Ancak Che yaşadığı dönemde Lenin, Mao ve Stalin’in Marks’ın teorisini gerektiği ölçüde geliştiremediklerini ifade etmekten kaçınmamıştır. Che bu konuda “teorinin çeşmesi kurumuştur” derken hiç yanılmamaktadır. Devrim Che için elbette her çelişki ve sorunu çözen sihirli bir güç değildi ama eğer sosyalist inşa yoluna girildiyse burada ne yapıp edilip kapitalizmden farklı, onu aşan yeni bir demokratik-sosyalist uygarlık, daha önce dünyanın yaşamadığı bir ekonomik eşitlik düzeni kurmanın mücadelesi verilmeliydi. Che’nin “Gerçekçi ol imkânsızı iste” sloganı siyasi mücadeleler kadar, sosyalist ekonomiye uygulanmalıydı. Che’nin uğraşısı tam olarak buydu aslında.
Che Stalin dönemi için, “ Stalin döneminin ödün vermez dogmacılığı, yerini acı verici biçimde sosyalist cumhuriyetlerin hayatını tüm yönleriyle saran tutarsız bir faydacılığa bırakmıştı “ derken, Lenin’e dair de şunları söylemekteydi:
“ Pratiğimizin süreci içinde ve teorik araştırmalarımızda, en çok sorumlu tutulacak kişiyi bulduk: Bu, Vladimir İlyiç Lenin’di. Cesaretimiz bu dereceye varıyordu. Bununla birlikte bu kitabı sonuna kadar okuyacak sabrı bulanlar, bu ‘sorumlu’ kişiye ve bugün kurucularını şoke edecek sonuçlar veren bu hareketleri doğuran devrimci dürtülere karşı saygımızı ve hayranlığımızı takdir edeceklerdir… Tezlerimiz NEP’in getirdiği değişikliklerin SSCB’deki hayatın her yönünü doldurduğunu ve o zamandan bugüne dek geçen bütün dönemi damgalayacak kadar derin bir iz bıraktığını gösteriyor. Sonuçlar insanın cesaretini kırıyor. Kapitalist üst yapı, sürekli olarak üretim ilişkilerini ve NEP melezleşmesinin yol açtığı çatışkıları etkiliyor. Bu çatışmalar, bugün üst yapının lehine çözüme ulaştırılıyor. Bu, kapitalizme geri dönüştür.”
Che, insanlığın son kurtuluştan önce, birçok şoklarla karşılaşabileceğini öngörüyordu. Fakat en büyük sosyalist devletlerde “radikal bir strateji değişimi olmaksızın bu nihai zafere asla ulaşılamayacağını” söylemekten geri kalmıyordu. Onun bu sözleri sosyalist devletlerdeki kapitalizme geri dönüş politikalarından ne kadar emin olduğunun göstergesidir.
Che’nin sosyalizm ve tarım meselesine (Kolhozlar) ilişkin görüşleri de üzerinde önemli durulması gereken bir meseledir.
1920’li yılların sonunda kurulan Kolhozlar (kolektif çiftlik) üretilen tarım ürünlerinden pay alır, çalıştıkları iş günü sayısına göre kara ortak olur ve bir dönüm toprağın mülkiyeti ve birkaç hayvana sahip olabilirlerdi. Hayvanlardan elde ettikleri et, süt, yağ, peynir, post, deri vs. de onlarındı.
Che, Kolhoz sisteminin SSCB için karakteristik olduğunu, fakat sosyalizmin belirleyici özelliklerinden biri olmadığı konusunda ısrarcıydı. Che “Sovyet El Kitabının” sürekli olarak sosyalizm kavramıyla SSCB’de olan bitenin karıştırıldığından yakınıyordu. İkincisi kolhozların sosyalist bir mülkiyet biçimi olmadığını, içinde kapitalist ögeler barındırdığını vurguluyordu. Aslında mesele öylesine basitti ki, sistem köylülerin kolektif çalışmasını azaltıyor, kendi bireysel üretimine daha fazla zaman ayırmalarına olanak veriyordu, dolayısıyla Kolhoz sistemi Lenin’in belirttiği – “kapitalizmi köylüler üretir”- söylemini adeta doğruluyor, bundan kopamıyordu. Lenin defalarca, küçük üretimin sürekli olarak kendiliğinden ve kitle halinde, kapitalizmi ve burjuvazinin oluşumunu doğurduğunu söylemiştir. Sonuçta Che kolhozların kapitalizmi, devlet kapitalizmi şeklinde yeniden yarattığı konusunda kesin görüşlere sahiptir.
Sovyet El Kitabı Lenin’den şu sözü aktarmaktadır: “Üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin hüküm sürdüğü bir rejimde, proletaryanın burjuvaziye karşı zafer kazandığı bir dönemde, kooperatif tarım düzeni, sosyalist rejimdir.” Che, bunun sosyalizmin en büyük yanlışlarından biri olduğunu belirtir. Kooperatif, kapitalizm koşullarında üreticilerin ortak dayanışmasını ve birliğini ifade ettiği için kapitalistlerin hiç benimsemediği, sadece katlanmak zorunda kaldıkları bir işletme sistemi iken, sosyalizmde her ne kadar bir dayanışma ve bir birlik görüntüsü çizse de üyelerinin “üretim aracına sahip kişiler olması” nedeniyle komünizme giden yolda bir gerilemedir. Çünkü mevcut kooperatif gruplaşması yarattığı küçük özel mülkiyet ve sahip olduğu ürünlerini yerel pazarlarda satması nedeniyle toplumsal mülkiyetin diğer biçimleriyle antagonisttik bir ilişki yaratır. Kaldı ki toprağın toplumsal bir mülkiyet olduğu koşullarda bu toprak üzerinde küçük te olsa özel mülkiyet tasarrufunun oluşması, özellikle temel gıda maddelerinin giderek artan miktarda üretilmesi kooperatifçi çiftçilerle toplumun diğer kesimleri arasındaki ekonomik dengeyi kolhozcular lehine derinleştirmiştir. Kolhoz aslında bireyselleştirilmiş bir kolektif mülkiyettir, yani melez bir sistemdir. Sonuçta Che , “Belki Kolhozu ilk geçiş dönemine ait, sosyalizm öncesi bir kategori olarak kabul etmek daha doğru olur” diyor ve “kooperatif mülkiyet sosyalist bir biçim değildir” görüşünde ısrar ediyordu. Kimi batılı Sovyetologlar Sovyet halklarını asıl besleyenin kolhozlarda çalışan tarım işçilerinin toplam rekoltelerinden ziyade devlete giden rekolte ( = yıllık toplam ürün) dışında ürettikleri ürünler olduğunu söylerken abartılı bir yaklaşım içinde değildirler. Söz konusu olan milyonlarca kolhozun toplam ürün dışı bireysel olarak ürettikleri tarım ürünleridir.
Che Guevara ’ya göre sosyalist geçişin en büyük zorluğu kesinlikle “ bireyselleşmiş kolektif mülkiyet nasıl toplumsal mülkiyete dönüştürülür” sorunundan kaynaklanıyordu. Bu noktada Sovyet planlamacılığı hakkında birkaç söz söylememiz gerekiyor.
Sovyet Gosplan’ının ( Devlet Planlama Komitesi) en büyük zaafı 22.402.200 km² yüzölçümüne sahip, dünyanın karasal alanının yaklaşık altıda birine (%15’ine ) sahip büyük Sovyet coğrafyasının ekonomi politikasının tamamının yukardan hesaplanabileceğini öngörmesiydi. Gosplan milyonlarca mal ve hizmet için ne kadar üretileceğini, hangi fabrikada üretileceğini, hangi hammaddenin nereye gideceğini, fiyatları ve kaynak dağılımını vb. vb. merkezden planlamaya çalışıyordu. Başlangıçta nispeten kolay olan bu yöntem ekonomi karmaşıklaştıkça, 1930’lardan sonra giderek yavaşlayan hantal bir sisteme dönüştü. Ekonomik yapı merkezi bürokrasinin sahip olamayacağı kadar büyük miktarda dağınık ve sürekli değişen bir bilgi bombardımanı altında kaldı. Silah, kömür, demiryolları, çelik, petrol gibi standartlaştırılabilir ve ölçülebilir ürünlerden mal ve hizmetlerin sayı ve çeşitliliğinin alabildiğine arttığı bir ekonomik yaşamı, – otomobil, elektronik, giyim, gıda çeşitliliği, konut vb.- yukarıdan tek merkezden yönetme işi giderek zorlaştı. İlerleyen dönemde bir başka sorun daha ortaya çıktı. Plan hedefleri ile gerçek ihtiyaçlar birbirinden koptu. Planı tutturmak, toplumun gerçek ihtiyaçlarından daha önemli hale geldi. Bunun en ciddi sonucu aynı anda hem kıtlığın hem stok fazlasının bir arada olmasıydı. Mesela Moskova’da ihtiyaç duyulan bir makine parçası Novosibirsk’teki bir fabrikada kullanılmayan bir malzeme olarak yığılı duruyordu. 1930’lara kadar görece başarılı olan Gosplan daha sonra ekonominin gerçek durumuna vakıf olamamıştır. Gosplan’ın giderek karmaşıklaşan bir ekonomiye güç getiremediği aşikârdır. Sovyet planlaması ekonominin tamamını yüzbinlerce ekonomi bürokratının kararlarıyla yönetmek yerine bilgisayarlarla birbirine bağlanmış devasa bir bilgi sistemi ile yönetmeyi de denemiştir. (1960/OGAS adı verilen ulusal bilgisayar ağı) Ancak OGAS sorunları kısmen azaltsa da onun önündeki en büyük engel teknik değil, politik ve bürokratikti. Bilgisayarlar ekonomik sistemi optimize ederken, aynı zamanda Sovyet ekonomi bürokrasisini de tehdit ediyordu! Gosplan+ OGAS bu idari ve teknik aygıtların işletilmesinde ve yönetiminde en az olsun bir toplumsal denetimin, işçi katılımının (söz, yetki, karar!) olmaması bu aygıtları teknik bir aparat düzeyine düşürmüştür. İçinde komünist bilincin olmadığı aparatlar! Peki, “Daha iyi bir Gosplan” olsaydı sistem çökmez miydi? Buna cevabınız yine “hayır” dır. Günümüzde kapitalistlerin elinde olan yapay zekâ, gerçek zamanlı stok bilgisi, uydu verileri, lojistik yazılımları, dijital tedarik zincirleri ve elektronik ödeme sistemleri eğer sosyalistlerin elinde olsaydı bile tüm bu teknolojik zenginlik tasarladığımız o sosyalizmin yıkılmamasının garantisi olamazdı! İşte Çin tüm bu olanaklara sahip değil mi? Ekonomik akış muhteşem, ama 500 milyonluk Çin işçi sınıfı büyük bir sefaletin içinde. İşte Che’nin fikirleri tam da burada yeniden hatırlanmaya, güncelleştirilmeye muhtaç. Che kapitalizmin iş yönetimindeki tekniklerini, işletmelerdeki yenilikçi teknolojiyi almaktan çekinilmemesi gerektiğini, öte yandan her işçinin devrim ve sosyalizmi candan yürekten hissetmesini, maddi özendiricilere ihtiyaç duymadan çalışmadan zevk almasını henüz erişilmemiş bir hedef olarak önüne koyuyordu. Che, bireysel özendiricilerle verimliliği artırmaya çabalamanın kapitalistlerden de daha aşağı bir noktaya düşmek olacağını düşünüyordu.
Che bundan 66 yıl önce “teorinin çeşmesi kurumuştur” derken çok haklıydı. Hala birçok devrimci cam bir fanusun içinde yaşıyor. Oysa bu fanus bizzat yaratıcıları tarafından paramparça edildi. Kırılan bir ‘sosyalist’ kürenin peşinde koşmak niye? Şu açık gerçeği kabul etmeliyiz: Sosyalizm kapitalizmin devletleştirilmiş biçimi değildir.
Sosyalizmin geçiş sorunlarını tartışmak bugün bizzat devrimin güncelliği çerçevesi içindedir. Devrim anına ya da iktidarın ele geçirilmesine münhasır, geleceğin sorunu değildir.
