Devrimin Komünist Neferi Erkan Altun – Hevi Devrim

“Şimdi sen öldükten sonraki güzelliğindesin”

Bir büyük sevda için yola düşmüş herkes, kendi yazgısını avuçlarının içine alır, öyle yürür. Belirlenen değil belirleyen olur. Yaşamının her dönüm noktasında, en zorlu ve aleyhte koşullara rağmen, devrimci iddia ve kavgasına sımsıkı sarılır. Yolu çıkmaz bir sokağa mı çıktı, yürümeyi bırakıp çekilmez köşesine; sil baştan yeni bir rota çizmeye, yeni bir yol bulmaya çalışır. Arayışını, arayışlarla buluşturur. Nerede bir devrim ateşi yanıyorsa soluğu orada alır.

En önde koşanlarımız, en iyilerimiz, en adanmışlarımız; çoğunlukla adım adım örgütledikleri ölümleri ile adeta ölümsüzlük iksirini içerler. Tıpkı Erkan Altun gibi. Oysa onun öyle büyülü sözlere kapılmışlığı hiç olmadı aslında. Bir devrimcinin görevi neyse, onu yapmaktı derdi. Yaptı da… 34 yıllık ömrünü, rotası hep devrime ayarlı yürüdü. Ve onun “en güzel noktası”; 9 Kasım 2014’te, Kobanê Direnişi’nde Komünist Nefer olarak tarihe düştüğü not oldu.

Bir yaşam ki, kıssadan hissesi Komünist Nefer

Erkan’ı tanıyanlar bilir; o kolay tercih yapmayan, ince eleyip sık dokuyan biriydi. Yanlış anlaşılmasın, sağlamcılık değildi bu. Sadece dönemin kabarışıyla, duygusal bir motivasyon veya atmosferle, bir sürüklenme haliyle rotasını çizenlerden değildi; kendi kafasıyla düşünerek karar verirdi. Her durumda hayatını alt üst edecek bir karar alırken kendisini yoklar; aldığı karardan emin olur; attığı hiçbir adımı yarıda bırakmak istemezdi. Tam da bundandır ki henüz tam netleşmediği için devrimcileşmeye başladığı ilk dönemler, kendisini TİKB ile değil de -TİKB’nin antifaşist mücadeleye öncülük eden yarı askeri kitle örgütü- AFMK ile tanımlamıştı. Sarıyer’de Cevat Kocak Lisesi’nde antifaşist kitlenin doğal önderi pozsiyonundaydı. AFMK ile onu buluşturan da zaten doğallığında almış olduğu bu pozisyondu. Onunla ilk görüşmemizde, henüz kendisini örgütle ifade etmiyor, diğer yandan günün görevleri konusunda ise sakınmasızca sorumluluk alıyordu. O dönem AFMK’nın TİKB ile ilişkisini bilen ve bu temelde ilişkilenen her genç, aynı zamanda kendisini TİKB’li olarak ifade etmiştir ama Erkan hariç. Çünkü Erkan, antifaşist mücadelenin gerekleri ile örgütlü bir devrimci olmanın farkının ayırdındaydı.

Yükselen antifaşist dalganın ürünü değildi onun profesyonel devrimcilik tercihi. İçine doğduğu dönemle sınırlı bir kavrayışı yoktu. Kimilerinin, ölümsüzleştiğinde onu anmak adına nesneleştirdiği  gibi, birilerinden etkilenerek tutum almışlığı da rota çizmişliği de yoktu. Tıpkı yaşamında yaptığı tüm tercihlerde olduğu gibi, özgür ve bağımsız birey duruşunu sergileyebilen bir komünistti. Erkan, bir yola girerken o yolda beraber yürüyeceklerinin kim olduğuna hiç dikkat etmemiştir demiyorum. Bilen bilir, devrimcilik aynı zamanda, silah arkadaşlığı olarak da kavranır bu coğrafyada. Yani kime sırtını yaslayarak savaşacağın, elbette önemlidir. Onun içine doğduğu dönem ve devrimcilik kavrayışında bunun izlerini görürüz. Ama tek başına bunun etken olduğu hiçbir kararı yoktur.

Erkan, duru bir devrimciydi; yüzüne baksan yüreğini okuyabileceğin bir sadelikteydi. Devrimci yaşamındaki her eşiğin hakkını vermiş, ayağı tökezlediği her anın özeleştirisini, pratik duruşuyla  perçinleyerek yaşamsallaştırmıştır.

Dünyanın neresinde ezilen ve savaşçı bir halk, topluluk varsa Erkan’ın mutlaka görüş alanına girmiştir. Kuzey Afrika çöllerinin yılmaz savaşçı halkı Tuareqlere ilgisi ve bir mecrada kendisine Tuareq ismini alması bundandı. Ve onun, Kobanê düştü düşecek denilen o tarihsel kesitte, Rojava Devrimi için belki de kader tayini anlamına gelen Kobanê Direnişi’nde yer alması, onun devrimcilik anlayışının bir gereğiydi. O dönem, içinde bulunduğu öznenin, “Rojava devrim mi değil mi” tartışmaları da, içe kapalı ve boğucu atmosferi de ona yabancıydı. Erkan, devrimciliğini gerçekleştirecek bir mecra arayışı ile bir halkın özgürlük mücadelesinde sıra neferi olmayı buluşturdu. Bir devrimci, eğer komünist bir dünyanın insani değerlerini kendisinde barındırıyorsa, onun kendi devrimciliğini gerçekleştirme isteği, sıra neferi olmakta vücut bulur. Onun yaptığı da bu oldu.

Erkan’ın devrimci yaşamında belirleyici olan bir dönemi anmazsam olmaz. Henüz kendisini örgüt kadrosu olarak ifade etmezken, 19 Aralık Katliamı yaşandı. 19 Aralık, devrimci hareket şahsında Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerine cepheden açılmış bir savaştı. İnsanların çocuklarını, kardeşlerini hastane ve morg kapılarında aradığı, cenazelerin tanınmaz halde olduğu bir katliamla karşı karşıyaydık. Şiddet, tüm çıplaklığıyla seyirlik hale getirilmiş ve o dehşetin kitleleri sindirmesi hedeflenmişti. Tam o kesitte, bazı yoldaşlarda tek hakim duygu ve düşünce, düşmana vurmaktı. Erkan da içinde olduğumuz o amansız kavganın gereği olarak, 19 Aralık Katliamı’na devrimciler cephesinden bir yanıt oluşturma iddiası ile yapılan bir askeri eylemin içinde yer aldı. Devrimciler cephesinden 19 Aralık’a verilmiş ilk yanıttı onun katıldığı bu askeri eylem. Tutsaklığı da bu eylem nedeniyledir. 2000’lerde TCK değişikliğiyle uzun tutukluluk için getirilen 10 yıl sınırı sonucu 2011 yılında tahliye oldu.

Hapishaneye girdiği süreçte F Tipi hapishanelerine götürülen devrimci tutsakların başlattığı Ölüm Orucu Direnişi vardı. Erkan, örgüte bu direnişin içerisinde örgütlendi; devrimci ısrarı ile Ölüm Orucu Direnişi’ne, tüm adanmışlığıyla bedenini yatıranlardan oldu. Direnişin bitirilmesi sonrası, 374 günü deviren açlığına son verdi ve tedaviye başladı. Ancak başta karaciğeri olmak üzere, vücudu adeta infilak etmişti. Altı ay Şişli Etfal Devlet Hastanesi’nde tedavi gördü. Burada tüm baskı ve tecride rağmen, SES üyesi sağlık emekçilerinin özenli bakımı, maddi manevi desteğiyle hızlıca kendisini toparladı ve tekrar hapishaneye götürüldü.

Hücrelere inat hapishaneyi kendisi için okula dönüştüren nadir yoldaşlardan biriydi Erkan. Ölüm orucunun tahribatına rağmen teorik-siyasal birikimine odaklandı; yetmedi, yanındaki yoldaşların gelişimi için sınırsız emek koydu. Bu süreçte, örgütlülük düzeyi ve kavrayışıyla öne çıktı, örgütlü olduğu yapının hapishane temsilciliğini üstlendi. O içerideyken örgütün yaşadığı örgütsel kriz ve bölünme, onu sarssa da devrimcilikte ısrarını sürdürdü. Yoluna devam etme kararı aldığı kolektifte, devrimci iddia ve sorumluluk duygusuyla, yine sakınmasızca konumlandı.

Erkan, örgütünün, silahlı mücadele anlayışına ters ve “çizgi dışı” bulduğu bir eylemden dolayı, ömrünün 10 yılını hapishanede geçirmiş, tahliye edildikten çok kısa bir süre sonra da müebbet hapis cezası alıp aranır duruma düşmüştü. Yine de “çizgi dışı” bulunan eylemin muhasebesini yaparken kendi adına çok netti: “O güne dönsek, bedeli ne olursa olsun, yine aynı kararlılıkla o eylemde yer almak isterdim.” Çünkü, düşünsel ve duygusal olarak içinde bulunduğu kolektifle kopuşma dinamiklerinden biri, belki de silahlı mücadele anlayışındaki bu yaklaşım farklılığıydı. Devrimci zamanların içinde örgütlenmiş bir devrimciydi; devrim iddia ve hedefinin, aynı zamanda düşmanla böylesi karşı karşıya gelişleri zorunlu kıldığı bilinci ile hareket ediyordu.

Bir de devrimciliği, hiçbir zaman yarım bir devrimcilik değildi. ‘Hem hayatıma bakarım hem de devrimcilik yaparım’ denilen postmodern zamanlarda; o, devrim davası için hayatını ortaya koyanlardandı. Örgüt ve kadro sorununa yaklaşım konusu, onun içinde bulunduğu kolektifte yaşadığı kırılma ve sonrasındaki kopuşun temel nedenlerinden biriydi. Zaten filmin kopmasına neden olan da böylesi bir gündemdi. Ötesi tartışılabilir, örgütsel zayıflık ve tahribat mı, ideolojik-siyasal bulanıklık mı; kuruculuk gerektiren bir kesitte hangi devrimciyi bu zorluklar yıldırmıştır ki… Ufacık bir ışık görse, Kobanê Devrimi’ne karşı duyduğu sorumluluğu, bulunduğu kolektifin içerisinde karşılayacaktı. O ışığı, o umudu göremedi ve Kobanê tam çembere alınmadan, oradaki savaşa koştu. Enternasyonalist bir devrimci olarak artık onun yeri, devrimi savunurken devrimciliğini de yeniden inşa edeceği Kobanê Direnişi; örgütü de YPG idi.

Yine o, birilerinin iddia ettiği gibi Kobanê’de bir başka siyasi özneyi ararken şehit düşmüş falan da değildi. Bu tevatürün hiçbir kıymet-i harbiyesi yok. Bilen bilir; bu iddia, Erkan gibi bir devrimci söz konusuysa, hayatın olağan akışına da terstir.[1] Erkan, on yıl bütün siyasi öznelerin olduğu bir hapishanede merkezi temsilcilik yapmış; hangi siyasetle, nerede ve nasıl ilişki kurabileceğini bilen bir devrimciydi. Birilerini arıyor olsa, Türkiye’deyken ilişkilenir ve onlar üzerinden Kobanê’ye ulaşabilirdi. Bir ölümsüzleşen devrimciyi en doğru anma biçimi, kendisine çizdiği rotayı eğip bükmeden onu sahiplenmektir. Ötesi yok!      

Erkan, Kobanê Savaşı’nda ölmez de sağ kalırsa, kendisi gibi arayış içinde olan devrimcilerle Türkiye devrimi için bir seçenek oluşturmayı veya bu devrimden edindikleriyle bir devrimci yoklama yapmayı düşünüyordu. O gün, Kobanê Savaşı’nın geldiği aşamayı düşününce, DAİŞ’in kuşatması neredeyse tamamlanmak üzereydi, sağ çıkmak zor bir ihtimaldi. Ama yine de Kobanê için yola çıktığı gün, bu devrimci iddia üzerine konuşmuş, bir nevi kavilleşmiş; yeni bir başlangıç yapma, yeniden buluşma umuduyla vedalaşmıştık. 

Kısacık Kobanê günleri

Erkan, kendisindeki yaratıcı yıkımı gerçekleştireceği, kendisini Komünist Nefer olarak inşa edeceği yolculuğa, 13 Ekim’de İstanbul’dan çıktı. Kobanê’ye varış tarihi 15 Ekim. Askeri eğitimini tamamlar tamamlamaz, Doğu cephesinde yerini aldı ve tarihi direnişe kendi rengini çaldı.

Yeni Özgür Politika[2], Kobanê Direnişi’nin komutanlarından Heqî Kobanê’yle geçen yıl yaptığı röportajda, ondan kendisini etkileyen savaşçıları anlatmasını istiyor. O da tarihi direnişte kendisini etkileyen direnişçileri bir bir anlatıyor. İşte Heqî Kobanê’nin Komünist Nefer için anlattıkları:

“Arkadaşların mevzilerini dolaşıyor hal hatır soruyorduk. Mevzide sohbet esnasında adının Nefer olduğunu ve kendisine Komünist Nefer dediklerini söyledi. Dersimli olduğunu söyleyince, ben de yedi yıl Dersim’de kaldığımı söyledim ve kendisine hemşerim diye hitap ettim. Gerçekten komünizme inanan bir insandı ve bundan dolayı Kobanê’ye gelmişti. Onlardan ayrıldıktan sonra başka bir yere geçerken çok sesli bir patlama duydum. Geriye döndüğümde Komünist Nefer’in bulunduğu noktaya patlayıcı dolu kamyonla intihar saldırısı düzenlenmişti. Arkadaşların anlattığına göre kamyonu fark ettiklerinde herkes geri çekilirken Komünist Nefer bixiyi alarak ateş etmiş. Kamyonun daha fazla ilerlemesine izin vermediğini ve orada patlatılan kamyonun etkisi ile şehit düştüğünü belirttiler. Kendisini feda ederek diğer arkadaşların sağ kalmasını sağlamıştı. Çok kısa konuşmamıza rağmen konuşması, bilgi birikimi, duruşu ve kahramanlığıyla beni çok etkiledi.”

Onun devrimcilik yaşamı, hep gerekeni yapmak oldu. Tıpkı son nefesini verirken olduğu gibi, hiç sakınmasız ve tereddütsüz…

Sterk TV’nin 19 Kasım 2014’teki akşam bülteninde şöyle bir haber geçti: “9 Kasım’da Kobanê Savaşı’nda, DAİŞ’in bomba yüklü araçla yaptığı saldırı sonucu, altı YPG savaşçısı şehit düştü.”

Haberde beş savaşçının sicil fotoğrafları, kod isimleri ve kimlik bilgileri vardı. Altıncının ise ne fotoğrafı ne de kimlik bilgileri vardı, sadece devrime katıldığı isim: KOMÜNİST NEFER! 

Devrimden ötesi yoktu onun için. Bir hayat, ancak bu kadar adanabilirdi, bir hayat ancak bu kadar devrimci yaşanabilirdi…

Bıraktığı her izin takipçisi, her sözün sürdürücüsü olacağız!

Kaynak: Komün Gücü


[1] Erkan’ın iç tartışma sürecine, benzer düşünsel ve duygusal güzergahlardan geçmiş olarak vakıfım. Son günlerimiz birlikte geçti ve bir hafta arayla yola çıktık.

[2] https://www.ozgurpolitika.com/haberi-direnisin-kahramanlari-185836