Mao Zedong’u hatırlamak, “Emperyalizm kâğıttan kaplandır!” – Tufan Yakın

Biz de dâhil hemen herkes Trump’la birlikte emperyalizmin değişen doğası üzerine hummalı tartışmalar yapıyor. Bu elbette çok gerekli ama bununla yetinilmemeli. Emperyalizme karşı halkların kendini nasıl savunması gerektiği de bununla paralel ele alınmalı. Bu anlamda Mao Zedong’u yeniden hatırlama zamanıdır.

Mao Zedong “kâğıttan kaplan” benzetmesini 1956 yılında ABD’li gazeteci Anna Louise Strong ile yaptığı röportajda ABD emperyalizmini kastederek “Görünüşte çok güçlüdür ama gerçekte korkulacak bir şey değildir. O kâğıttan bir kaplandır. Dıştan bakıldığında kâğıttan yapılmıştır, rüzgâra ve yağmura dayanıklı değildir. Ben onun kâğıttan kaplandan başka bir şey olmadığına inanıyorum” ifadeleriyle kullanmıştı.

Evet, Mao Zedong’un bu sözlerini yeniden hatırlama zamanıdır. Trump emperyalizminin dünya üzerindeki pervasız operasyonları madem bize 19. yüzyıl sömürgeciliğini anımsatıyor, o zaman 19 ve 20. yüzyılın anti emperyalist ve anti sömürgeci kalkışmalarını da dünya emekçilerine tekrar hatırlatmak gerekir öyle değil mi?

Başta egemen ulus devletler olmak üzere birçok kesimin Trump politikaları karşısında yaşadığı şaşkınlığın asıl nedeni, sadece tarihin bir şekilde sömürgecilik dönemine doğru geriye doğru kaçışı ve bunun yaratacağı büyük kargaşa değil, 100 yıl boyunca oluşan müesses nizamın, uluslararası emperyalist düzenin ciddi şekilde sarsılmasıdır. Bu durumun onu, ayakta kalmak için bugüne kadar kullandığı bilindik yol ve yöntemlerin dışında yeni alternatifler aramaya mahkûm etmesidir. Emperyalist hiyerarşide yeni bir dizilim olasılığının ortaya çıkması egemen devletler ve uluslararası tröstler arasında haklı bir endişe kaynağıdır. Bugüne kadar yanından bile geçmedikleri, küçümsedikleri devletlerle dahi yeni ittifak kurma çabaları, yaşanan kaosun sadece küçük bir göstergesidir. Hayalinizde bir canlandırın okyanusun ortasında seyreden onlarca ton ağırlığındaki transatlantik gemileri, öyle sakince yol alırken daha önce hiç karşılaşmadıkları bir tsunami ile karşılaşıyorlar. Bu koşullarda denizin dibini boylamamak için gerçekten çok ustaca manevralar yapmak zorundalar. Akıbetleri belirsizdir.

Sputnik editörü gazeteci Erkin Öncan’ın kendi bloğunda Mao’nun, “emperyalizm kâğıttan kaplandır” sözünü daha da ayrıntılandırdığı Türkiye’de bilinmeyen başka bir konuşmasını paylaşmıştı. Yazar, bu konuşmaya bugüne kadar herhangi Türkçe bir metinde rastlamadığını, söz konusu konuşmanın, Mao Zedong’un Seçme Eserleri’nin dilimize çevrilmeyen cildinde yer aldığını ifade ediyor.

“Emperyalizmin ve bütün gericilerin gerçek kaplan olup olmadığı sorusu üzerine” – Mao Zedong (1 Aralık 1958)

“Burada emperyalizmin ve tüm gericilerin gerçek kaplan olup olmadığı sorusunu cevaplamak istiyorum. Cevap, bir zamanlar gerçek kaplanlar oldukları ve kâğıttan kaplanlara dönüştürüldükleri süreçtir. Değişim, dönüşüm anlamına gelir. Gerçek kaplanlar karşıtlarına, kâğıttan kaplanlara dönüşmüştür. Bu, sadece sosyal olgular için değil, her şey için geçerlidir. Bu soruyu birkaç yıl önce cevaplandırmıştım: Düşmanı stratejik olarak hafife al ve taktiksel olarak dikkate al. Ama gerçek bir kaplan değilse neden onu dikkate alsın? Görünüşe göre etrafta meselenin özünü hala anlamayan insanlar var, bu yüzden biraz daha açıklama yapmalıyız.

Tıpkı dünyada ikili doğası olmayan tek bir şey bile olmadığı gibi (bu, karşıtların birliği yasasıdır), emperyalizm ve tüm gericilerin de ikili bir doğası vardır, onlar aynı zamanda gerçek ve kâğıttan kaplandırlar. Geçmişte, devlet iktidarı kazanmadan önce ve hatta kazandıktan bir süre sonra, köle sahibi sınıf, feodal toprak sahibi sınıfı ve burjuvazi dinç, devrimci ve ilerici idi; onlar gerçek kaplanlardı.

Fakat zamanla, zıtları olan köle sınıfı, köylü sınıfı ve proletarya giderek güçlendi, onlara karşı daha da şiddetli mücadele etti ve bu egemen sınıflar adım adım tersine, gericilere, yani kâğıttan kaplanlara dönüştüler. Ve sonunda, onlar halk tarafından devrildi veya devrilecekler. Gerici, geri kalmış, çürüyen sınıflar, bu ikili doğayı, halkın onlara karşı nihai kararlı mücadelesi karşısında bile korudu. Bir yandan onlar hala gerçek kaplanlardı; on milyonlarca insanı yutmuşlardı. Halkın mücadelesi zorluk ve sıkıntı dolu zamanlar geçirdi ve bütün bu yol boyunca birçok bükülme ve dönüşler yaşandı.

Çin’deki emperyalizm, feodalizm ve bürokrat-kapitalizm egemenliğinin yıkımı, Çin halkına yüz yıldan fazlaya ve 1949’daki zaferden önce on milyonlarca insana mal oldu. Bakın! Onlar yaşayan, demirden, gerçek kaplanlar değiller miydi? Ama öte yandan, sonunda kâğıttan, ölü, “soya peyniri” kaplanlar haline dönüştüler. Bunlar tarihsel gerçeklerdir. Bu gerçeklikleri duymamış ya da görmemiş midir insanlar? Binlerce ve on binlercesi var! Binlerce ve on binlerce! Dolayısıyla emperyalizm ve tüm gericiler, özünde, uzun vadeli ve stratejik bir bakış açısıyla, kâğıttan kaplanlar olarak görülmelidir. Stratejik düşüncemizi bunun üzerine inşa etmeliyiz. Ama onlar aynı zamanda demirden, yaşayan, gerçek kaplanlardır, insanları yiyip bitirebilirler. Taktik düşüncemizi ise bunun üzerine inşa etmeliyiz. (…)

Korku ve korkusuzluk, karşıtların birliği yasasına girer. Bu dünyada, kesinlikle korkusuz bir insan, tek bir endişesi olmadan, kaygısız yaşayan bir tür diye bir şey yoktur. Endişe, insana doğumundan itibaren eşlik eder. Öğrenciler sınavları, çocuklar ebeveynleri için endişelenirler. Bunun yanı sıra, “Doğada beklenmedik fırtınalar ve öngörülemeyen iniş çıkışlar vardır” sözleriyle ifade edildiği gibi, insanı 41 derecelik bir ateşle yatırabilecek çok sayıda bela, enfeksiyon ve hastalıklar bulunmaktadır. Sınıf mücadelesinde karşılaştığımız zorluklar ve doğaya karşı verdiğimiz mücadeleler de sayıca çok daha fazladır. Ancak, korkaklar ve oportünist beyefendiler hariç, proletarya ve komünistler başta olmak üzere çoğu insan meselelere iyimserlikle ve bir yandan küçümseyerek yaklaşır! (…)

Ancak bundan sonra, yüzleştiğimiz sorunları başarılı bir şekilde çözmek için bu yasaları kavramak ve nispeten özgürleşmek mümkün olacaktır. Böylelikle, çelişmelerle başa çıkmak ve görevlerimizi yerine getirmeye ilişkin zorluklar kolaylaşabilir. Böylelikle, gerçek kaplanlar kâğıttan kaplanlara, devrimin düşük seyri daha yüksek bir düzleme, demokratik devrim sosyalist devrime, sosyalist mülkiyet biçimi bütün insanların sahiplendiği komünist mülkiyet biçimine, yıllık birkaç milyon ton çelik üretimi on milyonlarca hatta yüz milyonlarca ton çelik üretimine dönüşebilir.

Yoldaşlar, bu dönüşümleri tamamlamak bizim görevimizdir. Yoldaşlar, olasılık ve gerçeklik iki şeydir ve bunlar tek bir birliğin iki karşıtıdır. Sahte olasılık ve gerçek olasılık da yine iki şey ve tek bir birliğin iki karşıt parçasıdır. Kafalarımızı hem soğuk hem de sıcak tutmalıyız ki bu da tek bir birliğin iki karşıtlığıdır. Yükselen coşku, sıcak kafalılık (ç.n. heyecan) ve bilimsel analiz, soğuk kafalılık (ç.n. sakinlik) anlamına gelir. Ülkemizdeki bazı insanlar şu anda biraz fazla sıcak kafalı. Bir soğuma dönemine izin verecek ruh hali içerisinde değiller.

Yoldaşlar, böyle bir tutum liderlik pozisyonundaki insanlar için iyi değildir, hata yapıp düşebilirler. Bu kişiler başlarını soğumaya bırakmalılar. Bazıları ise soğuk kafalılığı sıcak kafalılığa tercih ediyorlar. Onlar devam eden şeylerden hoşlanmıyorlar ve ayak uyduramıyorlar. “Bekle ve gör” tavrı alanlar ve karşıtlarıyla bu tavra göre hesaplaşmak isteyenler de bu kategoriye aittir. Bu insanlarla ilgili olarak ise, onların kafalarını yavaş yavaş daha sıcak hale getirmeliyiz.”  

*****

İçinden geçtiğimiz dönem Mao’nun sözleriyle bilimsel analizin öne çıktığı, bir müddet “soğuk kafalı” olma dönemidir. Bu “bekle ve gör” değil, dişleri kamaşan emperyalizm canavarına karşı taktik olarak aktif savunma, stratejik olarak ise saldırıya hazırlanma dönemidir.

Şimdi güncele gelirsek,

Trump politikaları dünya tarihinde ABD’nin daha önce hiç gerçekleştirmediği şeyler değildir.

Örneğin, ABD’nin Grönland’ı satın alma girişimi ABD emperyalizmi için hiç de yeni bir şey değildir. ABD’nin 11. Başkanı James K. Polk 1846 yılında tartışmalı Teksas sınırı nedeniyle Meksika’nın elindeki New Mexico ve Kaliforniya’yı satın almak istemiştir. Meksika yöneticilerinin bu isteği reddetmesinden sonra, ABD’nin Meksika istilası başlamıştır.

ABD, 1846-1848 yıllarındaki iki yıllık savaş sonunda Meksika’nın nerdeyse yarısını, yüzde 42’sini (Kaliforniya, Arizona, Nevada, New Mexico ve Teksas’ı) işgal etmiştir. ABD senatosu kendi içinde birçok senatör tarafından bunu “vicdansız toprak gaspı” olarak değerlendirmiştir. Temsilciler Meclisi, Polk’u “gereksiz ve anayasaya aykırı bir şekilde” Meksika ile savaş başlattığı gerekçesiyle az bir oy farkı ile de olsa kınamıştır. Meksika Savaşı, Trump politikalarının günümüzde hem ABD içindeki muhalefeti hem de dünyadaki yansımalarını göstermesi açısından çok tipik benzer tarihi bir örnektir.

ABD’nin Meksika topraklarının işgal etmesi, diplomasi tarihine “Ahlaksız Savaş” olarak geçmiştir. Bugün ABD ve İsrail’in yürüttüğü savaş siyasetinin adı da tam budur, ahlaksız savaş!

Bir diğer tarihsel örnek Çin’dir. Çinli liderler de 1911’de Çin Cumhuriyeti ilan edilene kadar İngiltere, Fransa ve ABD tarafından Çin’e yaşatılan katliam ve zulümleri Aşağılanma yüzyılı” olarak tanımlamıştı. Evet, yine ABD ve İsrail’in bugün birçok coğrafyada Gazze’den Venezuela’ya, Rojava’dan İran’a kadar emekçi halkları görülmedik biçimlerde aşağıladıklarına tanık oluyoruz.

Emperyalizm yaşadığı bu kriz döneminde çıkış yolunu savaş siyasetinde görüyor. Beklenmedik, şaşırtıcı operasyonlara imza atıyor. Bu durum beraberinde gerçekten de çok ilginç tepkilere neden olabiliyor. Macron Maduro’nun kaçırılmasını desteklerken, İtalyan sağcılar bunu protesto ediyor, ABD’de Trump destekçisi sağcılar ile demokratik sosyalistler Trump’ın İsrail’in kuyruğuna takılmasını birlikte protesto ediyorlar, Belçika’nın sağcı başbakanı Trump politikaları karşısında İtalyan Marksist Gramsci’den alıntı yapıyor, “Eski öldü, yeni doğamıyor, şimdi canavarlar zamanıdır” diyor. Yalova’da hükümeti eleştiren seküler Türkler Suriye’de HTŞ’nin yanında yer alabiliyor, Kanada ve Avrupa Birliği ülkeleri Trump’ın tekinsiz dünya politikaları karşısında yüzlerini Hindistan ve Çin’e dönüyorlar. Birkaç akademisyen Devlet Bahçeli’nin Kürt meselesindeki çıkışından dolayı onu Nobel’e aday gösterirken, manidar bir zamanlamayla (SDG’nin geri çekilmesiyle) Öcalan’ın Bahçeli’ye hediye ettiği el dokuması halı basına lanse ediliyor. Gerçekten çok ilginç zamanlardan geçiyoruz.

ABD, Rusya ve Çin sanki kendi aralarında kendi egemenlik sahalarına ilişmeme ancak bu egemenlik sahalarında istedikleri gibi güç kullanma ve buna karışmama konusunda anlaşmış gibiler. ABD’nin Ukrayna konusunda Avrupa’yı yalnız bırakması, Çin’in onca ekonomik kayıp ihtimaline karşı Venezuela konusunda sessiz kalması, Rusya’nın Suriye’yi ABD’ye bırakması ardından ABD ve İsrail’in İran saldırısı karşısında seyirci kalması bunu düşündürüyor.

Bugün dünyada öylesine ciddi, stratejik düğüm noktaları var ki, bunların hepsi emperyalizm tarafından boğucu bir kuşatma altında tutulmaya devam ediliyor.

Gazze’nin Batı Şeria’dan koparılması planı, Hizbullah’ın Lübnan’dan tasfiye edilmesi, benzer şekilde diğer Şii güç Haşti Şaabi’nin Irak’ta etkisizleştirilmesi, Venezuela’da Maduro’nun savaş esirliği üzerinden mevcut hükümetin dize getirilmesi ve petrol gelirlerinin üzerine çökülmesi, Suriye’de Golan tepelerinin İsrail tarafından resmen ilhakı, Grönland’ın ABD tarafından işgal planı, Çin’in Tayvan üzerindeki hak iddialarının diplomatik mücadeleden gerçek bir savaşa doğru evirilmesi, şimdilik her ne kadar bir uzlaşma sağlansa da Suriye’de olağan bir devletin kurulmasının, Selefi rejimle seküler-demokratik Kürt siyaseti arasındaki kan uyuşmazlığından dolayı bir gelecek vaat etmemesi, Türkiye’de İmamoğlu üzerinden demokratik muhalefetin kuşatmaya alınması, yargı yoluyla tasfiye edilmeye çalışılması; tüm bunlar ABD ve işbirlikçilerinin savaş siyasetinin eseridir. Emperyalizm bugüne kadar bu kadar kısa süre içinde bu kadar çok sayıda krize yol açmamıştı. Bu çok ciddi bir sıkışıklık içinde olduğunu gösteriyor. Tüm bu boğucu kuşatmalara rağmen her gün ama her gün emperyalizme karşı halkların öfkesinin bilendiği bir zamandayız.

SDG’nin Suriye’de Halep, Rakka ve Deyrezor’dan kendi topraklarına doğru geri çekilmesinden büyük bir sevinç duyan kesimler, Trump’ın son dönemde dünyaya armağan ettiği güç zehirlenmesinin etkilerini yaşıyorlar, bu yeni fenomenin aynını kişiliklerinde yansıtıyorlar. Rojava’daki Kürtlere gösterilen bu aşağılık kibir, İsrail’in Gazze’de Filistin halkına karşı sergilediği aşağılamayla çok büyük benzerlik gösteriyor. Bir gazeteci “ülkücüsünden kemalistine, sekülerinden İslamcısına kadar Kürtlerin geri çekilmesi karşısında havai fişek atıyorlar” derken önemli bir gerçeği dile getiriyor. Sayılan kesimler Kürtlere “oh olsun size” derken emperyalizme karşı tavır aldıklarını zannediyorlar, sanki Suriye’nin başına getirilen Ahmet El Şara emperyalizmin en has uşağı değilmiş gibi! Kürtler üzerinden emperyalizme karşı zafer naraları atanlar, Kürtler karşısında ön alan HTŞ’nin emperyalizmin Suriye’deki temsilcisi olduğunu bilmiyorlar mı? Bu nasıl bir şaşkınlıktır! Kürt nefreti o kadar iliklerine işlemiş ki, gözleri kör olmuş bunların. TC ve Türk burjuvazisi Ortadoğu’nun yeni konjonktüründe tüm direniş cephelerine karşı, Kürtlere, Filistinlilere, Nusayrilere, selefi olmayan ilerici Araplara ve ezilen Şii halklara karşı alttan alta İsrail Siyonizmiyle, açıktan açığa ise Trump emperyalizmiyle çok uğursuz bir iş birliği içindedir. Kürtlere karşı şaha kalkan kesimler kendi egemenlerinin Trump emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi ile girdikleri ilişkinin hiç mi farkında değiller? HTŞ’nin ‘zaferini’ kendi zaferi gibi görenlerin bu memlekete bir hayrı olmayacağı ortadadır. Tüm bu gerçekleri egemenlerin ve onların yardakçı ve borazanlarının gözünün içine sokmak devrimcilerin görevidir.

Bir yandan Yalova’da IŞİD hücresine kendi polislerinin orada öldürülmesine neden olacak şekilde güvensiz bir operasyon yaparken ve bundan dolayı korkudan yılbaşı gecesi tüm Türkiye şehirlerinde sıkıyönetim uygulamasını aratmayacak tedbirlere giderken diğer yandan Suriye’de HTŞ’yi desteklemek, TC’nin ne denli tehlikeli sularda seyrettiğini gösteriyor.

Gazze’den, Venezuela ve Suriye Kürdistanı’na emperyalizm ve işbirlikçileri büyük bir güç gösterisi eşliğinde ezilen halkları aşağılamaya devam ediyor. Trump tüm dünyaya “güçlü olan haklıdır, her şeye muktedirdir” zehrini yaymaya devam ediyor. Ama bilinmeli ki bu, dünya halkları için geçici bir durumdur. Emperyalizmin bu “gücü gücüne yetene” anlayışı çok kısa sürede kendi ülkesini de vurmaya başlamıştır. İşte tüm dünya basınına düşen ICE vahşetine dair videolar. 5 yaşındaki çocukları bile gözaltına alıyor, 10 yaşındaki göçmen çocuklara ters kelepçe takıyorlar. Minnesota’da kitleler sürekli maske takan ICE’ı “maskeni çıkar” diye yuhalıyor. Kukuletanın arkasından Ku Klux Klan tipli dazlak gençlerin çıktığını görüyoruz. Yapay Zekâ ile yapılmış New York polisinin ICE polisini aşağıladığı kısa videolar ABD halkının en azından bir kesiminin ülkede gerekirse bir iç savaşa hazır olduklarını gösteriyor. Öfkeyle soluyan ICE maskesinin ardındaki yüz, Trump emperyalizminin yüzüdür. HTŞ Suriye’de ne ise ICE teşkilatı da ABD’de odur.

Kendi ülkesinde göçmen ve mültecilere karşı kanuni bir temeli olmayan ICE gibi paramiliter bir polis kuvvetini reva görenlerin Suriye’de 18 farklı milis gücünden oluşan selefi bir İslam ordusunu uygun görmesinde elbette yadırganacak bir şey yok! ABD soğuk savaş döneminde Latin Amerika ve Afrika’da bu ülkelerdeki demokratik yönetimlere karşı faşist kontra gruplarını kullanırdı. İşte ICE teşkilatı bu kontra grupların bir benzeridir. ABD kendi halkına karşı bir kontra örgütlenmesi yaratmıştır.

Dünyayı ezilen halkların “aşağılanma yüzyılı” olan 19. yüzyılın sömürgecilik dönemine geri götürmeye çalışan ABD emperyalizmi Gazze’den İran’a, Venezuela’dan Rojava’ya yürüttüğü operasyonlarda kendi adına hiçbir çözüme ulaşamadığı gibi, ardında öfke dolu halklar, yaralı aslanlar bırakmaktadır.  

Bitirirken sözü bir kez daha Mao Zedong’a bırakıyoruz:

“Büyüğün korkulacak bir yanı yoktur. Büyük, küçük tarafından alaşağı edilir. Küçük büyük haline gelir. Büyük ve güçlü olan halktan kopuk olduğu için kaybedecek, küçük ve zayıf olan halkla bağları olduğu ve halkın çıkarları için çalıştığı için zafer onun olacaktır. Büyük ve güçlü olan zafer kazanamaz, kazanan daima küçük ve zayıf olandır. (…) Ben Birleşik Amerika’nın kâğıttan bir kaplandan başka bir şey olmadığına inanıyorum.”

Tufan Yakın

30.01.2026